<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541</id><updated>2011-11-28T01:53:00.361+02:00</updated><category term='Görsel Efektler'/><category term='Kamera Arkası'/><category term='Beklenen Filmler'/><category term='Okumalar'/><category term='Görüntü'/><category term='Türk Sineması'/><category term='Müzik'/><category term='Hatıralar'/><category term='Hayat'/><category term='Sinema 101'/><category term='Tepki'/><category term='Duyurular'/><category term='Denemeler'/><category term='Anlar'/><category term='Televizyon'/><category term='Film Yorumları'/><category term='Eğitimler'/><category term='Genel'/><category term='Sinema Sektörü'/><category term='Kısa Film'/><category term='Sinema'/><category term='Fotoğraf'/><category term='Kareler'/><title type='text'>Eylem Planı</title><subtitle type='html'>Çirkin Sanatlar Enstitüsü -
Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>48</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8198766169168614435</id><published>2009-10-02T14:51:00.005+03:00</published><updated>2009-10-02T19:10:29.878+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyurular'/><title type='text'>Taşındık!</title><content type='html'>&lt;p&gt;Taşınsa mıydım, taşınmasa mıydım derken bir anda her şey oluverdi ve taşındık. Tüm yayımlanmış, yayımlanmayı bekleyen ve proje aşamasındaki yazılar (ki 10dan fazla var bakın neler neler gizliyorum :)), eskiden yapmış olduğunuz yorumlarınız ile beraber yeni adrese taşındı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bundan böyle sizlere &lt;a href="http://www.eylemplani.com/"&gt;Eylem Planı.com&lt;/a&gt; üzerinden sesleneceğim. Bu .com'a geçişte bazı değişiklikler oldu, onlardan bahsedeyim kısaca.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En önemli değişiklik, blogun içeriği yönünde oldu. Her ne kadar daha önceleri artık daha normal şeyleri de bloga yazacağımı belirtmiş olsam da yine de sinema dışındaki yazıları yazmaktan çekiniyordum. Yeni sisteme geçişle beraber artık her türlü konuya rahatlıkla değinebileceğim. Yeni site şimdilik 4 ana ve 7 alt bölümden oluşuyor. Aslında bunların hepsi normal blog girileri ancak blogun türüne göre bölümlere ayrılmış durumda artık. Böylece benim saçma sapan blog veya iç dökme yazılarımı okumak istemeyenler bunları görmek zorunda olmayacaklar. Tam tersi de geçerli olabilecek tabii. Yani özetle birkaç farklı blogumu, tek bir çatı altında birleştirmiş oldum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. önemli değişiklik ise artık Wordpress'e geçmiş olmak. Bu sizin okumanız açısından neredeyse hiçbir değişiklik yaratmayan bir olay (buradaki tema da özünde bir WP teması ve hatta onunla devam etmeyi bile düşündüm bir ara) ancak benim forum işleyişini yürütmem açısından büyük kolaylıklar sağlıyor. Örneğin yukarıda bahsettiğim bölüm sistemini Blogger'da oluşturmak pek de mümkün değil. Blogger'da daha iyi bulduğum bazı yönler de var ancak Wordpress'in artıları çok daha fazla olduğundan bu değişimi gerçekleştirdim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En çok üzüldüğüm şey de Takipçiler listesinin olmaması ama n'apalım, gülü seven dikenine katlanır. Google Reader veya başka bir RSS okuyucu kullanıyorsanız (ki Takipçiler de özünde bir rss okuyucu) yine blogu RSS'e ekleyip kolaylıkla takip edebilirsiniz. Takip işini kolaylaştıran başka yöntemler (eklenti vs.) arayışlarım sürüyor. Bir iki aday buldum ancak henüz kesin bir şey yok. Tavsiyelere açığım (yeni blogda :)).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Artık bu bloga yorum yapılamayacak (sanırım, çok da emin değilim, direkt bir kapatma tuşu yok) zira 2 site üzerinden yürütmek istemiyorum işleri. Tüm yazılar diğer sitede de mevcut ve oraya yorum atabilir dileyenler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Herzamanki gibi tasarımda değişikliklerin olabileceğini belirterek bu mesajı sonlandırıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet sayın okuyuclar, hepinizi eylemplani.com'a bekliyorum. Artık oradan devam ediyoruz.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8198766169168614435?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8198766169168614435/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/10/tasndk.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8198766169168614435'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8198766169168614435'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/10/tasndk.html' title='Taşındık!'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-1712668642649656596</id><published>2009-09-29T22:28:00.026+03:00</published><updated>2009-09-30T01:19:49.792+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görüntü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema 101'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Sinema 101, Ders 2: 1/3 Kuralı ve Kompozisyonda Altın Oran</title><content type='html'>Video ve fotoğrafta kompozisyonu oluşturan 8 bileşen vardır; çizgiler (düz veya eğri), şekiller, renk, doku, boyut, alan (boşluk), perspektif ve yön. Bunlardan bir kısmı kompozisyona nasıl bakacağımızı belirlerken, bazıları da baktığımız zaman ne göreceğimiz belirler. Bugünki dersimizde (girdim iyice havalara, hadi bakalım) bu bileşenlerin pek çoğunu doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen, algılanmalarını kolaylaştıran, &lt;strong&gt;1/3 Kuralı&lt;/strong&gt;'ndan (&lt;em&gt;ing: &lt;/em&gt;Rule of Thirds) bahsedeceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;1/3 Kuralı&lt;/strong&gt;, her ne kadar adında kural tanımlamasını içerse de bir kural değil, estetik bir kaygıdır. &lt;strong&gt;Seyircinin gözünü istenilen yere kolayca yönlendirilmek için kullanılan bir araçtır. Öğrenmesi inanılmaz kolaydır ve hiçbir çaba gerektirmez.&lt;/strong&gt; Refleks olarak oturması için az miktarda tecrübe yeterlidir. Tüm bunlara rağmen fotoğraf ve videoya kattığı değerler çok önemlidir. O nedenle bilelim bence ya. İyidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 267px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsKG2ZeCirI/AAAAAAAAD8s/oeGholunEy0/s400/ruleofthirds.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387016373396474546" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Kural çok basit, fotoğraf karemizi veya kadrajımızı yatay ve dikey olarak 3 eşit parçaya bölüyoruz. &lt;strong&gt;Bu çizgilerin kesiştikleri noktaların her birine Güç Noktası (&lt;em&gt;ing:&lt;/em&gt; Power Point) diyoruz.&lt;/strong&gt; Bunlara güç noktası denmesinin sebebi, dil, din, ırk, cinsiyet farketmeksizin, herhangi bir fotoğraf veya videoya bakan herhangi bir insanın içgüdüsel olarak önce bu noktalara bakmasıdır. O nedenle kompozisyon içerisindeki önemli şeylerin bu noktalara yerleştirilmesi gerekir. Yukarıda bunun kural olmadığını belirtme sebebim de buydu. Kurallar bazı şeyleri engellemek için konur ancak 1/3 kuralı tamamen estetik bir kaygıdır. 1/3 kuralına uyan kompoziyonlar çok daha az göz yorar ve kolaylıkla anlaşılabilirler. Güç noktalarının bir fotoğrafa enerji ve duygu kattığına inanılır. O nedenle bu noktaları etkin bir şekilde kullanmak önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJwEBuzHlI/AAAAAAAAD7M/m7YeyGM_nbU/s320/Erdem+1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386991318775045714" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Azıcık kaydırmışım ama dürüst olmak için kesme yapmadım fotoda, çok dürüstüm..&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Bu kuralın doğru kullanımını anlatırken en sık kullanılan örnek manzara fotoğraflarıdır. Kuralı bilmeyen insanlar, eğer içgüdüsel olarak da kuralı uygulayamıyorsa, ufuk çizgisini kadrajın tam ortasına oturturlar. Tabii ki kadrajın ortasında herhangi bir güç noktası olmadığından kare etkileyicilik potansiyelinin büyük kısmını kaybeder (Altın Oran'a da uygun değilse tabii). &lt;strong&gt;Doğru manzara çekiminde ufuk çizgisi 1/3 çizgilerinden birine denk getirilmelidir.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 307px; height: 307px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJxvd26VVI/AAAAAAAAD7U/nNtG0slgoCs/s320/Rivertree_thirds_md.gif" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386993164571268434" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Rule_of_thirds"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;'dan alınmıştır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Google'dan bazı 1/3 kuralı örnekleri : &lt;a href="http://images.google.com/images?client=opera&amp;amp;rls=en&amp;amp;q=rule%20of%20thirds&amp;amp;sourceid=opera&amp;amp;oe=utf-8&amp;amp;um=1&amp;amp;ie=UTF-8&amp;amp;sa=N&amp;amp;hl=en&amp;amp;tab=wi"&gt;Tıklayınız&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1/3 kuralının sinemada en sık uygulandığı yer diyalog çekimleridir. Genel planlar da amorslar da (karşılıklı omuz üstü açıları) hep bu kurala uygun şekilde çekilir. Aslında filmlerde neredeyse her plan 1/3 kuralına uygun şekilde çekilir. Yani yukarıdaki 2 cümleyi boşuna okudunuz. Evet. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Birkaç örnek kare koyalım bakalım. Karelere bakarken gözünüzün ilk önce nereye baktığına (milisaniye için bile olsa) dikkat etmeye çalışın. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;Bunlar daha önceden koyduğum bazı kareler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 216px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZbnoLyR_I/AAAAAAAAD1U/-EfW8VrtURY/s400/narc.dvdrip.xvid-deity%5B(015105)00-05-11%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356569543163660274" /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 215px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZcwQV_g1I/AAAAAAAAD1c/NC_k20_I2z8/s400/ed.wood.dvdrip.xvid.cd1%5B(086249)17-38-14%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356570790894469970" /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp6ORc0CBXI/AAAAAAAAD4s/uVNDaIyv3bI/s400/City+of+God(1)%5B(088001)16-34-11%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376891435570300274" /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqmFrTYHtlI/AAAAAAAAD5c/z8VIw9x-UXw/s400/The+Bicycle+Thief+1948_Sam%5B(120936)00-47-22%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379978208853079634" /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar ise arşivden:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 188px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ2S7xf8xI/AAAAAAAAD7k/AB87U5qTJso/s400/Jaws+1%5B(116786)23-56-18%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386998171943564050" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Jaws&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 221px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ2yqExB2I/AAAAAAAAD7s/x5C-DNRxVWY/s400/When+Harry+Met+Sally%5B(059642)18-21-53%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386998716948350818" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;When Harry Met Sally (kaydırmışlar azıcık ama olsun)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 211px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ3JRni__I/AAAAAAAAD70/9SHuQweotfg/s400/Delicatessen+1991%5B(129597)17-41-16%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386999105520336882" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Delicatessen&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 168px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ3esoWLOI/AAAAAAAAD78/fOH6krETzAg/s400/Dirty+Harry%5B(001957)16-25-13%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386999473548700898" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Dirty Harry&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 220px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ372xuZZI/AAAAAAAAD8E/rEYX467YOyw/s400/Vertigo+CD1%5B(060365)23-31-32%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5386999974488597906" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Vertigo&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 170px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ4Gvsm0vI/AAAAAAAAD8M/BlZ0lguCOpg/s400/sph-taojessej-cd1%5B(003522)01-04-51%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387000161566642930" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Adı inanılmaz uzun olan bir Brad Pitt şovu&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;Altın Oran&lt;/strong&gt; (&lt;i&gt;ing:&lt;/i&gt; Golden Ratio) ise bambaşka bir olay. Bu matematiksel oran (1.618...) doğada her yerde görülmekte. Çiçeklerden insan vücuduna, kabuklardan kimyasal maddelerin karışım oranlarına, oradan da kristal geometrilerine kadar her yerde görülebilen evrensel bir kanundur. Örneğin mankenlerin yüz ve vücut hatlarının oranlarının altın oranda olması beklenir ki yapılan araştırmalarda bunun böyle olduğu da kanıtlanmış. Siz de kendi vücudunuzun altın orana ne kadar uyduğunu ölçebilirsiniz, altın orana yakın bedenlerin daha çekici kabul edildiği bilinmekte. Ona göre. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;İşin bizi ilgilendiren kısmı da burada devreye giriyor. &lt;strong&gt;Altın Orana sahip her şeyin bilinçaltında insana daha çekici/güzel/tatmin edici geldiği biliniyor.&lt;/strong&gt; İnsanın bunu nasıl algıladığı henüz çözülebilmiş değil ancak bu bizi ilgilendirmiyor. Tarihdeki tüm önemli resim çalışmalarında, mimari yapılarıda (ör: piramitler), tasarımlarda vs. altın oranı görebilirsiniz. Örneğin &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Las_Meninas"&gt;Las Meninas&lt;/a&gt;'ın onlarca altın üçgenle kaplı olduğu bilinmektedir (çok güzel anlatan bir site de mevcuttu elimde ama kapanmış ne yazık ki). Hâlen daha tamamen anlaşılamamış olmasına rağmen dünyanın en güzel resimlerinden biri olarak kabul edilmesinin sebeplerinden biri de budur. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;1/3 kuralının yanında, Altın Oran'a bağlı olarak Altın Üçgen (Golden Triangle) ve Altın Spiral (Golden Spiral) gibi kompozisyon kuralları da var ve bunlar da yukarıda bahsi geçen altın oranın çeşitli geometrik şekillere uygulanması ile elde ediliyor. Ancak en azından sinemada bu teknikler nispeten daha az kullanılıyor. Daha karmaşık ve ilk bakışta görmesi nispeten zor teknikler. Ayrıca bu iki kuralı kullanırken çizgi, şekil ve yönleri ustaca kurgulamak gerekiyor ki göz doğru şekilde yönlendirilebilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 248px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsJ_Ohbq3yI/AAAAAAAAD8U/4VMhn477_A0/s400/Croppedcat-overlay.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387007991757856546" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 251px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsKAUBscLoI/AAAAAAAAD8k/Qv_1Dnf7zys/s400/rose-macro-dsc05209-1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5387009185829105282" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Google araması sonucu ulaştığım 2 örnek fotoğraf. Google'dan daha fazlasını bulmak mümkün.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;Yine uzun ve bol örnekli bir yazı oldu. Dilediğim kadar açık ve net anlatamadım ama umarım bir şeyler anlatabilmişizdir. Bu kuralların ikisi de bu kadar basit değil. Bunlar sadece temelleri. Aslında gözü yönlendirmekten de bahsetmek gerekiyor ancak şimdilik temel sinema dersleri hazırlıyoruz. İleride konu genişlerse onlara da değiniriz. Okumanız ve beğenmeniz dileğiyle efendim, yorumlarınız bekliyorum&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-1712668642649656596?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/1712668642649656596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sinema-101-ders-2-13-kural-ve.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/1712668642649656596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/1712668642649656596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sinema-101-ders-2-13-kural-ve.html' title='Sinema 101, Ders 2: 1/3 Kuralı ve Kompozisyonda Altın Oran'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SsKG2ZeCirI/AAAAAAAAD8s/oeGholunEy0/s72-c/ruleofthirds.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-5541512218409213122</id><published>2009-09-26T00:00:00.003+03:00</published><updated>2009-09-27T02:21:26.293+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema 101'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tepki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Sadece Tarantino Tarantino'dur</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;Sinemaya bir hevesle merak salan genç ve hatta yaşlı arkadaşlarımızın düştükleri en büyük hata teorik bilginin önemsiz olduğunu düşünmelidir. "Biz kurallara uymak zorunda değiliz", "Biz kuralları yıkacağız", "Kurallar saçmalıktır" vs. gibi içi boş söylevleri çok duyarız. Daha önce de dediğim gibi bunlar sadece cahilce edilmiş laflardır. İçimiz dışımız teori olmalı demiyorum, bu, hiç teori olmamasından daha kötüdür (anca akademisyen olabilirsiniz, o zaman da film çekimiyle işiniz olmaz zaten, aşağılama anlamında değil yani). &lt;b&gt;Ancak film çekmek isteyen herkes, bazı temel teorik şeyleri bilmek zorundadır. Sadece Tarantino Taratino'dur, sadece Rodriguez Rodriguez'dir, sadece Kevin Smith Kevin Smith'tir. Kişi film çekmeden önce bunun ayırdına varmak zorunda.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sr0u3nyN16I/AAAAAAAAD6E/BzLPBm5eSCk/s1600-h/kevin+smith.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sr0u3nyN16I/AAAAAAAAD6E/BzLPBm5eSCk/s200/kevin+smith.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size: xx-small;"&gt;Adamım Kevin Smith&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Genelde bireyleri Rodriguez gibi insanlar gaza getirir. Hele de 10 Dakikalık Film okulu videosu meşhur olduktan sonra. &lt;b&gt;Bu video aşırı şekilde gaz içerir ve içerdiği tek şey de budur.&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;object height="344" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/W-YpfievjSk&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/W-YpfievjSk&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Bu videonun önemi burada devreye giriyor.&lt;b&gt; Gaz da, en az diğer her türlü bilgi, beceri, yetenek ve tecrübe kadar önemlidir.&lt;/b&gt; Bazen her şey hazır olduğunda geriye sadece ateşi başlatması gereken kıvılcım kalır, o da bu gazdır. Ancak ateşe uzun süre yanacak bir şeyler atmazsanız çalı çırpı tutuşur ve hemen söner (böyle muhteşem bir metafor olamaz sayın seyirciler).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Doğru kadraj kurmayı, bazı imgelerle anlatımı güçlendirebilmeyi, bazı senaryo numaralarını, görsel hileleri, kurgu nimetlerini okuyarak ve özümseyerek öğrenmenin emin olun  hiçbir zararı olamaz.&lt;/b&gt; Gıptayla baktığımız "abi nasıl yapıyor anlayamıyorum" dediğimiz şey özünde de sadece budur. Ama teorisini bilerek, ama hissederek, sinemanın psikolojik yönünü kavrayabilen insanlar bizi etkilemeyi her zaman başarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes Tarantino gibi binlerce film izleyerek onun çektiği filmleri çekemez. Bazı şeylerin bazı insanlara gösterilmesi gerekir, bazıları ise bunları kendi de farketmeden özümser ve uygular. Bu ayıp veya utanılacak bir şey değildir. Bunun ayırdına varmak çok önemli. Azıcık bilgi kimseyi öldürmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen ve Herkes! Hemen, herkes film çeksin. Ama azıcık işin teorisini de bilelim. &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/search/label/Sinema%20101"&gt;Sinema 101&lt;/a&gt;'i bu nedenle başlattım. Ama bu son cümleyi neden ekledim ben de bilmiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-5541512218409213122?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/5541512218409213122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sadece-tarantino-tarantinodur.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5541512218409213122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5541512218409213122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sadece-tarantino-tarantinodur.html' title='Sadece Tarantino Tarantino&apos;dur'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sr0u3nyN16I/AAAAAAAAD6E/BzLPBm5eSCk/s72-c/kevin+smith.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8324860733867084506</id><published>2009-09-19T13:30:00.014+03:00</published><updated>2009-09-23T21:49:07.665+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema 101'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Sinema 101, Ders 1: Eylem Ekseni, 180° ve 30° Kuralları</title><content type='html'>Eylem ekseni ya da yaygın adıyla &lt;b&gt;A&lt;/b&gt;&lt;b&gt;ksiyon ekseni/Aks/Eksen/Hareket ekseni &lt;/b&gt;(&lt;i&gt;ing:&lt;/i&gt;action line),&lt;b&gt; &lt;/b&gt;sahnede&lt;b&gt; &lt;/b&gt;yer alan ve etkileşim içinde olan iki nesne veya canlı arasındaki hayali çizgidir (sadece bir insanın yürüdüğü veya arabanın gittiği yön de bir eksen oluşturur). Bu nesnelerin kafa karıştırmayacak şekilde seyirciye yansıtılması &lt;b&gt;180° kuralı &lt;/b&gt;(&lt;i&gt;ing:&lt;/i&gt;180° rule) ile olur ve bu kural sinemada kurgusal devamlılığın en önemli olgularından biridir. Hareketli sahnelerin ve diyalog sahnelerinin seyirci tarafından doğru biçimde algılanabilmesini sağlayan bir sistemdir. Bu nedenle sinemanın en önemli kurallarından biri olarak kabul edilir ve &lt;b&gt;ben film çekeceğim&lt;/b&gt; diyen herkes tarafından ezbere ve içgüdüsel olarak bilinmesi şarttır. Temellerini kavramandan, sadece bir kural olarak bilinirse, karışık durumlarda çözüm üretilmesi imkânsız hale gelir (örneğin 3+ diyalog çekimleri).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki kuralın da tek bir amacı vardır; &lt;b&gt;seyircinin kafasını karıştırmamak&lt;/b&gt;. Devamlılıklı kurgu dediğimiz sistemin de temeli budur. &lt;b&gt;Seyircinin kafasını karıştırmadan akıcı bir kurgu oluşturarak seyircinin tüm odağını görsele ve hikâyeye verebilmesini sağlamak&lt;/b&gt;. O nedenle "&lt;b&gt;ben kural tanımam, o morukların işi&lt;/b&gt;" demek sadece cahillikle açıklanabilir. Uygulaması hiç de zor olmayan ve getirisi götürülerinin on beş yirmi katı olan bu basit kuralları bilmek filminize en azından 1 not ekleyecektir. Benden demesi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlatalım bakalım. Yazının bundan sonrasında yazımı kısa sürsün diye en yaygın kullanımı olan &lt;b&gt;Aks&lt;/b&gt;'ı kullanacağım ben de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmeyen birine Aks'ı anlatmanın en kolay yolu futbol/basketbol/voleybol örneğini vermektir. Bu tip karşılaşmaları televizyonda izlerken ana kamera her zaman sabit bir yerden çeker, çekilen bu açıya göre &lt;b&gt;A&amp;nbsp;&lt;/b&gt; &lt;b&gt;takımı sağdan sola,&amp;nbsp;B takımı soldan sağa&lt;/b&gt; hücum eder. Şimdi maçın 15. dakikasında kameranın karşı tarafı geçtiğini farzedelim. Bir anda &lt;b&gt;A soldan sağa, B sağdan sola&lt;/b&gt; hücum etmeye başlar. Bu bir kafa karışıklığı oluşturur ve seyircinin algısı oturana kadarki süre kaybedilir. İşte Eylem ekseni dediğimiz olay, birebir budur. Sahnede etkileşim içerisinde olan iki nesne veya insanın bir anda taraf değiştirmesine aks kırılması/atlaması denir. Ve de dediğim gibi kurgu devamlılığının en önemli parçalarındandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, sporda anladık, filmlerde bunu nerelerde görüyoruz? Aslında izlediğin her kadrajda bir eylem ekseni vardır. Eylem ekseni, kadrajda o an bağlantılı olan herhangi 2 nesne veya canlı varlık arasında çizilebilir. Konuşan iki kişi, bir insan ve bir kapı, bir insan ve bir bardak, karşılıklı duran 2 bardak, evden işe giden bir insan, tren kovalayan bir at arabası, Amerika'dan Afrika'ya seyahat eden bir uçak... Her şey, ama her şey.&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Etkileşim içerisinde olan iki nesnenin arasındaki düz hayali çizginin adı eylem eksenidir ve kurgusal devamlılık açısından bir sahnede yapılacak tüm çekim ve kesmeler, bu eksenin 2 tarafından birindeki 180° alanda yapılmalıdır. 180° kuralı denmesinin sebebi de budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5383127832265762642" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SrS2Pg64J1I/AAAAAAAAD58/DF4TPmXtSQA/s400/678px-180_degree_rule.svg.png" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 353px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;br /&gt;Bunun sebebi çok basittir, örneğin diyalog sahnesinde karşılıklı omuz üstü açılara (amors açıları) kesilirken, futbol maçındaki takımlar gibi, karakterlerin devamlı olarak kadrajın aynı tarafında durmaları gerekir. Kafa karışıklığını önlemek için bu şarttır. Yukarıdaki şekli düşünelim, doğru çekilen bir sahnede, turuncu gömlekli kişi ekranın her zaman solunda, mavi gömlekli kişi ise her zaman ekranın sağında olacaktır. Peki aksı kırarsak ne olacak? Aniden bu taraflar yer değişecektir. MTV kuşağı ve televizyon dizileri sayesinde günümüz seyircisi artık bu kafa karışıklığını abartılmadığı sürece farkedemiyor. Yine de aks atlamak, eğer özel bir amacınız yoksa, hoş karşılanmaz ve özellikle benim gibi insanlar tarafından delicesine eleştirilir. Örneğin aksın anlamını ve gücünü bilen biri tarafından çekilen bir kısa filmde, bilgisayar ekranından gerçek dünyaya geçişte aks atlanıyordu, burada amaç seyirciye dünyaların değiştiğini hissiyatını vermekti. Bunu yine direkt yoldan değil ama seyircinin bilinç altına bir hamleyle yapmak, ustaca bir tercihtir. &lt;b&gt;Kubrick&lt;/b&gt;'in bu kuralı bilerek ihlal ettiği durumlar gözlemlemek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksı kural dışına çıkmadan kırabileceğimiz birkaç koşul var. Birincisi, kameranın hareketli olduğu planlar. Kamera eğer hareketliyken ekseni geçerse, seyirci canlı olarak taraf değişimini gördüğünden aks kırılmış olmaz. Yani önce eksenin sağından sahneye başlayıp, sonra bir planda hareketli kamera ile karşıya geçip, sol tarafından kurala devam etmek mümkündür ve etkileri inanılmazdır. &lt;b&gt;The Brave One&lt;/b&gt;'da böyle bir kullanım mevcuttu (eğer filmi karıştırmadıysam) ve yarattığı etki gerçekten güzeldi. Ancak herhangi özel bir amaca hizmet etmiyorsa bu hareketi yapmak çok da anlamlı olmayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi ise araba içi sahneleridir. Araba sahnelerinde karakterler arası geçişlerde sağ koltukta oturan oyuncu için arka planlar sağdan sola hareket ederken, sol koltukta oturan için soldan sağa hareket eder. Bu araba iki farklı yönde gidiyormuş gibi bir izlenim yaratmasına rağmen izleyiciler arabanın tek yönde hareket ettiğini bildiğinden kafa karışıklığı yaratmaz ve seyirci tarafından doğru şekilde algılanır. Zaten bu sahnelerin başka türlü çekilmesi de mümkün değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diyalog sahnesinden başka alakasız bir sahneye kesip daha sonra aynı sahneye dönüyorsak, bu plan değişimi sırasında da aks değiştirilebilir. Önemli olan sahneye geri döndüğümüzde ekseni tekrar seyirciye tanıtmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eksen sadece iki kişi arasında olmaz demiştik. Örneğin işten eve yürüyecek birini sokakta çektiğimizi düşünelim. Bu sefer eksenimiz ev ve iş yeri arasındadır. Evden işe giden kişi eğer ilk planda sağdan sola yürüdüyse, iş yerine varana kadar (geri dönmediği takdirde) her zaman sağdan sola yürümedilir. Ters yönde yürüdüğü bir plana keserseniz, bu kafada karakterin geri dönmeye başladığı izlemini oluşturur. O nedenle de devamlılığı bozar, çünkü karakterin neden geriye döndüğüne dair herhangi bir şey göstermedik. Aynı şey bir kişi ile kapı arasında, iki bina arasında, iki şehir arasında, ülke arasında, gezegen arasında da olabilir. Bu durumlarda da daime hayali ekseni görülmeli ve ona göre hareket edilmelidir.&amp;nbsp;&lt;b&gt;Woody Allen&lt;/b&gt;'ın bu kuralı bozduğunu bazı filmlerinde görebilirsiniz ancak sebebini çözebilmiş değilim. Bilmediğine inanmıyorum ama hangi amaçla kırdığını da anlayabilmiş değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aksın kaba tanımı bu şekilde ancak çok daha ileri ve karışık uygulamaları da var. Örneğin 3 veya daha fazla kişinin bulunduğu sahneleri kafa karıştırmadan çekmek hakikaten büyük uğraş ve planlama gerektiriyor. Böyle sahnelerde her açı önceden planlanmadığı takdirde seyircide dönme dolaba girmiş etkisi yaratmak çok kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek çok insan eylem ekseninin tiyatrodaki "hayali çizgi"den (&lt;i&gt;ing:&lt;/i&gt; imaginary line) geldiğini düşünür. Hayali çizgi, sahnede konuşan iki oyuncunun diyalogu sırasında diğer hiçbir oyuncunun kesmemesi gereken iki oyuncu arasındaki görünmez çizgidir ve eylem ekseniyle çok da alakalı değildir ancak hayal edilme şekli aynı olduğundan zaman zaman terimler karışmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gelelim 30° kuralına (&lt;i&gt;ing: &lt;/i&gt;30° Rule). %20 kuralı olarak da bilinen bu kural da bir kurgu kuralıdır ancak sette de dikkat edilmesi önemlidir. Bu kurala göre 2 plan arasında kesme yapabilmek için en az 30°lik ya da %20lik bir değişim olması istenir. Bunun daha basit bir açıklaması var, eğer &lt;b&gt;bir plandan diğerine keserken, seyirciye fazladan bir bilgi vermiyorsanız, o çekimi veya kesmeyi yapmanın hiçbir anlamı yoktur &lt;/b&gt;(bu benim açıklamam :)). Bunun en bilinen ve kuralın en sık ihlal edildiği yerler eksenel kesmelerdir. Yani açısal hiçbir değişiklik olmadan nesneye yaklaşan veya uzaklaşan atlamalı kesmeler (&lt;i&gt;ing:&lt;/i&gt;axial cut). Her ne kadar bu kuralın günümüzde miyadını doldurduğuna inanılsa da zaman zaman (özellikle de üst üste tekrarlanırsa) bu kuralın ihlali seyircide bir baş dönmesi etkisi yaratır. Zira seyirci devamlı bir kesme görür ancak sahnede yeterli bir değişim görmediğinden kafası karışır ve gözleri yorulur, bu da kişiyi filmden uzaklaştırır. Bu kural tabii ki cetvelle ölçülmez, yukarıda yaptığım açıklamaya uymanız yeterlidir. Kurgu ile ilgili yazılarımda bu kurala yine değineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenlerledir ki bir diyalog sahnesi sırasındaki kesmelerde 30 ila 180° arasındaki herhangi bir açıya kesme yapabilirsiniz denir. Çekim yapan arkadaşlara duyurulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;180° kuralının daha ileri teknikleri ve dikkat edilmesi gereken noktaları var, referans nesneler, çoklu diyaloglar, tanıtım planları vs. ancak onlar 102'nin konuları :). Geçme notu ve önşart DD, ders gelecek dönem açılıyor :). Yine fazlasıyla uzun bir yazı oldu, ben de yazarken bazı yanlış bildiğim şeyleri öğrendim, bana da yaradı yani. İşe yaraması dileğiyle efendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;Şekil: &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/180_degree_rule"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8324860733867084506?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8324860733867084506/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sinema-101-ders-1-eylem-ekseni-180-ve.html#comment-form' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8324860733867084506'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8324860733867084506'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sinema-101-ders-1-eylem-ekseni-180-ve.html' title='Sinema 101, Ders 1: Eylem Ekseni, 180° ve 30° Kuralları'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SrS2Pg64J1I/AAAAAAAAD58/DF4TPmXtSQA/s72-c/678px-180_degree_rule.svg.png' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-4883184813158838810</id><published>2009-09-19T03:21:00.007+03:00</published><updated>2009-09-23T21:31:25.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema 101'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Sinema 101</title><content type='html'>&lt;p&gt;Üzülerek belirtiyorum ki &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yapm-osssi-onsoz.html"&gt;Yapım ÖSS&lt;/a&gt;'sini yazmaktan şimdilik vazgeçtim. Bunun temel sebebi yazımının cidden çok zahmetli olması. Özellikle benim gibi odaklanma problemleri yaşayan bir insanın bu kadar derli toplu ve büyük bir projenin altından, en azından şu anda, kalkması mümkün değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;O nedenle birebir aynı kapsamda olmasa da, benzer içerikli konuları ve sinemanın temel kurallarını anlatacağım bir yazı serisine başlıyorum. Aslında &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/ayrnt-planlar.html"&gt;Ayrıntı ve Ara Planlar&lt;/a&gt; yazısı ile bu bölüme giriş yapmış sayılıyorum ancak o yazıyı yazarken bu seriye başlama niyetim yoktu, o nedenle ders 1 adını alamadı ne yazık ki :). Yine de Sinema 101 etiketini alacak kendisi. Bu bölümdeki yazıların tamamına kenardaki Sinema 101 etiketi ile ulaşabileceksiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı serisi, normal izleyicilerden çok henüz yolun başında olan kısa filmci arkadaşlara yönelik olacak. Sinemanın temel bazı kurallarını, kuramlarını ve tekniklerini anlatmayı planlıyorum. Bunlar bir filmi mükemmel yapmaya yetmeyen ancak en azından filmlerinizin nispeten düzgün görünmesini sağlar şeyler olacak. Bizi de saçmasapan şeylere maruz bırakmakyacak kısa filmciler böylece. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabii ki bu, yazıların sinemaya sadece izleyici olarak ilgi duyan kişilerin işine yaramayacak demek değil. En azından gözünü ve teorik bilginizi geliştirmiş olacaksınız. Size normal gelen bazı şeylerin bazı insanlar tarafından (ben tabii ki) neden eleştirildiğini daha iyi anlayabileceksiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben de işin uzmanıymışım gibi konuştum yine ama hatırlatmak fayda var; &lt;strong&gt;Bildiğim kadarının anatabildiğim kadarı&lt;/strong&gt;yla burada olacağım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk iki konuyu belirledim bile, bunlar "sinemaya pire kadar da olsa ilgim var" diyenler için olmazsa olmazların en başında geliyor. Bunlar &lt;strong&gt;"ben 'film' çekeceğim"&lt;/strong&gt; diyen herkesin kesin ve de kesin kez bilmesi gereken şeyler:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Sinema 101, Ders 1: Eylem (Aksiyon) Ekseni, 180&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;°&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt; ve 30° Kuralları&lt;br /&gt;Sinema 101, Ders 2: Videocular ve Fotoğrafçılar için Altın Oran&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonraki derslerle de ilgili bazı ufak tefek fikirlerim var ancak sizden gelecek her türlü öneriye de açığım, hatta sizden gelse daha iyi olur, merak ettiğiniz konular hakkında yazmak daha iyi olacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlk yazı biri kafamı balyozlamazsa yarın sizlerle efendim (gerçi saat sabahın dördü olduğuna göre o da bugün kapsamında sayılmakta) çoğu yazılmış durumda zaten (yalan).&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-4883184813158838810?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/4883184813158838810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sinema-101.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4883184813158838810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4883184813158838810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/sinema-101.html' title='Sinema 101'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-186753237904255856</id><published>2009-09-14T18:28:00.001+03:00</published><updated>2009-09-18T14:16:22.803+03:00</updated><title type='text'>Spam Blog!</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Son durum (18.09): &lt;/strong&gt;Şimdilik buradan devam ediyoruz efendim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Blogger'ın botları Eylem Planı'nı spam bir blog olarak belirlemişler. Bir botun bile bu blogu nasıl spam blogu olarak belirleyebildiğini anlayamadım. Çok fazla uzantı da vermiyorum, nedir dertleri anlamadım (Youtube videoları olabilir aslında). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Blogger'ın beni başarılı şekilde dellendirmesi sonucu 4 yıldır kullandığım blogger'dan taşınsam mı diye düşünmeye başladım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha önce hiç yorum yapmamış olsanız da, beni tanımıyor olsanız da fikirlerinizi bekliyorum. Taşınayım mı? Taşınacaksam tavsiyeleriniz nedir? Alan alıp Wordpress'e geçebilirim, en kafaya yatkın olan o. Bilmiyorum, siz de fikirlerinizi LÜTFEN ama LÜTFEN paylaşın. Önemli bir şey bu çünkü. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kenara bir anket de koyuyorum, yorum yapmasanız bile oy verin lütfen.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-186753237904255856?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/186753237904255856/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/spam-blog.html#comment-form' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/186753237904255856'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/186753237904255856'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/spam-blog.html' title='Spam Blog!'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-5477290667806523505</id><published>2009-09-13T17:41:00.008+03:00</published><updated>2009-09-23T21:30:56.173+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamera Arkası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Film Pırtlaması</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Önemli yazıları yazmayı ertelemek için önemsiz ama yazımı kolay şeyler anlatmaya geldim arkadaşlar sizlere. Öhöm, bugünki konumuz: Film pırtlaması.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Açıkcası film pırtlama sesini nasıl tarif ederim bilemiyorum. Öncelikle sadece sinemada duyabileceğinizi belirteyim (sebepleri aşağıda). Hani böyle bazen sinemada film izlerken aniden görüntüde çizikler oluşmaya başlar, ses titremeye başlar, sonra çok ani bir kesme olur ve tam o arada kalın bir BIP (pırtlama bu işte) sesi gelir, görüntü bir süre daha çizikli olmaya devam eder ve sonra toparlanır.. Hah işte o bu anlatamadığım ve sizin de anlamadığınız sese ben kendi taktığım adıyla film pırtlaması diyorum. Duymayı hiç sevmediğim bir sestir ama bazı filmlerde 2 3 kez bile duyabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendim peki bunun sebebi nedir? Hemen anlatalım. Aşağıdaki tüm açıklamaların filmle gösterim yapan salonlar için olduğunu hatırlatmakta fayda var, sayısal sistemlerde böyle bir sorun yok.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sinema filmleri, salonlara artık sinemanın bir sembolü olmuş makaralar (&lt;em&gt;ing:&lt;/em&gt; &lt;em&gt;reel)&lt;/em&gt; üzerinde gelir. Pek çok sinema sitesinin logosunu bu makaralar oluşturur bilirsiniz. &lt;strong&gt;Şimdi, 20 dakikalık bir görüntünün yaklaşık 600m film tutuyor. 90 dakikalık bir filmin kaba bir hesapla 2700 metre tutacağını düşünürsek tek makaraya sarılmış bir film üzerinde 10 15 kişiye yetecek kadar mantı açabileceğimizi görüyoruz.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sq0GHsMNGOI/AAAAAAAAD5s/KezDa1CN21U/s400/film-reel.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380963858968811746" /&gt;Bu kadar büyük makaraların taşınması pek mümkün olmadığından filmler 20 dakikalık (610 metrelik) makaralara bölünür ve sinema salonlarına bu şekilde dağıtılır. Bu makaraları birleştirme görevi ise salonun makinistine (&lt;em&gt;ing: projectionist) &lt;/em&gt;aittir (izlediğimiz fragman, reklam vs.yi de onlar ekler filmin önüne). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tahmin edebileceğiniz gibi film pırtlamaları tam bu değişimler sırasında meydana gelir. Filmde çiziklerin oluşma sebebi de makinistin filmin o bölümü üzerinde iş yaparken biraz gevşek davranmasından kaynaklanır. Çok da büyük bir sır değilmiş ha?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi işin birazcık da tarihine inelim. Sinemanın ilk dönemlerinden 60 70lere kadar bu makaralar birleştirilmiyordu. Biri biterken diğeri oynatılmaya başlıyordu ve böylece devamlılık sağlanıyordu. Tabii ki bu 2 adet projektöre ve bir makiniste ihtiyaç duyuyordu (otomatik sistemleri yok saydık). &lt;strong&gt;Inglorious Basterds&lt;/strong&gt;'da bunu uygulayan bayan makinistimizi izleyebilirsiniz. Peki makinist bu zamanlamayı nasıl tutturuyordu diyeceksiniz. &lt;strong&gt;Fight Club &lt;/strong&gt;izlemiş olanlarınızda hemen şimşek çaktırtalım şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 397px; height: 172px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sq0IXST4_3I/AAAAAAAAD50/x2P3j26zsrE/s400/Fight_Club_cigarette_burn.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5380966325922889586" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filmde hem adı hem de tanımı yanlış yapılan "sigara yanıkları"nı filmi izlemiş olan herkes biliyordur. Efsaneye dönüşmüş bir sahnedir. Film (ve de kitap) bunların filmleri birleştiren makinistlerin bu işi yaparken içtikleri sigaranın küllerinin bıraktığı izler olduğunu söyler. Külliyen yalan tabii. Bu işaretin adı &lt;strong&gt;cue mark&lt;/strong&gt;'tır ve makaranın bitmek üzere olduğunu gösterir (ve zımbayla delinerek yapılır, sigarayla değil). Her makaranın sonunda (14-20 dakikada bir, sahnede nerede kesme varsa oraya denk gelecek şekilde) 2 kez görünür; önce makara bitimine 8 saniye kala, sonra da 1 saniye kala. İlk işaret makinistin bir sonraki makarayı oynatacak projektörü çalıştırması içindir, o nedenle &lt;strong&gt;motor cue&lt;/strong&gt; diye bilinir. İkincisi ise (changeover cue) film akışını başlatması içindir. Noktalar sadece 4 kare görünürler. Ek bir gereksiz bilgi de verelim, seste problem çıkmaması için bir sonraki makaranın ilk 20 karesinin sesi de verilir, bu nedenle makaralarda sesle görüntü arasında 20 karelik bir zamanlama farkı vardır. Makineler buna göre ayarlanır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Cue mark&lt;/strong&gt;ların günümüzde fazla işlevleri kalmamış olsa da kullanılılar. Sinemada izlediğiniz herhangi bir filmde onları görebilirsiniz (bugüne kadar farketmediyseniz bile ne yazık ki bugünden sonra edeceksiniz, İngilizler buna &lt;em&gt;Burden of Knowledge&lt;/em&gt; diyor. Yani eskiden algıda seçmiyordunuz ama artık seçeceksiniz :)). Ayrıca eğer film indirirken R5 bir kopya indirirseniz onda da görebilirsiniz, zira R5ler stüdyo tarafından telesine edilen (filmden sayısala ya da sayısaldan filme görüntü aktarma işlemi) filmin nete sızdırılması ile bizlere gelir. İzleyeceğiniz çoğu klasik filmde de bu izler durur. En azından benim izlediklerimin tamamında var. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;İşte film pırtlaması böyle bir şey a dostlar. Tarihini de anlattık, artık gidebilirsiniz..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-5477290667806523505?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/5477290667806523505/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/film-prtlamas.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5477290667806523505'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5477290667806523505'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/film-prtlamas.html' title='Film Pırtlaması'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sq0GHsMNGOI/AAAAAAAAD5s/KezDa1CN21U/s72-c/film-reel.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-9206778008650918926</id><published>2009-09-11T01:43:00.007+03:00</published><updated>2009-09-13T18:20:12.439+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Anlar'/><title type='text'>Anlar 1: Ladri di biciclette/Bisiklet Hırsızları</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqmFrTYHtlI/AAAAAAAAD5c/z8VIw9x-UXw/s400/The+Bicycle+Thief+1948_Sam%5B(120936)00-47-22%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379978208853079634" /&gt;Anlar serimize sinema tarihinin en önemli ve en ünlü filmlerinden biriyle başlıyoruz: &lt;strong&gt;Bisiklet Hırsızları&lt;/strong&gt;. Anlar serisi aslında sadece filmleri izleyenlere hitap edecek zira hikâye içerisinde önemli ve kilit sahneleri paylaşacağım. İzlemediyseniz okumamanızın gereken kısımlardan önce uyaracağım o nedenle bir uyarı görene kadar gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz efendim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bisiklet Hırsızları (doğrusu Hırsızı ancak İngilizce'ye de Türkçe'ye de çoğunlukla böyle çevrilmiş), İtalyan Yeni Gerçekçiliği üzerine hızlandırılmış bir kurs adeta. Akımın kusursuz temsilcilerinden birisi ve aynı zamanda sinema tarihinin en iyi filmlerinde de biri. Bisiklet kadar &lt;em&gt;basit&lt;/em&gt; bir nesnenin bir insan için neler ifade edebileceğini o kadar güzel ve sade biçimde anlatıyor ki film... Film bittiğinde o burukluğu iliklerinizde bile hissediyorsunuz. Filmin yalın ve hiçbir abartı içermeyen o çaresiz hali insanı hakikaten etkiliyor, aradan geçen 65 yılı farketmiyorsunuz bile, çünkü hâlen daha böyle bir hayatın varolduğunu biliyorsunuz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bizim inceleyeğimiz an ise filmin sonunu oluşturuyor. Tüm film boyunca karakterin yaşadıklarının bir dışa vurumu. Yaşadığı çaresizlik ve kararsızlığı (amatör bir oyuncu olmasına rağmen, ki filmden sonra kendisi de ayı işsizlik sorunlarını yaşamış) yüzünün her bir noktasında rahatlıkla görüyoruz. Ömrümde ilk kez kötü bir şey yapıp yapmamak arasında gidip gelen bir karakter için "yap ulan, hakkın bu senin" diye geçirdim içimden, ne içimden geçirmesi, düpedüz bağıracaktım az daha.. Böyle duygulara sokuyor bu sahne bizi. &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqmHXeOw3sI/AAAAAAAAD5k/915KWOCf2Xc/s400/The+Bicycle+Thief+1948_Sam%5B(079152)00-04-38%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379980067192495810" /&gt;&lt;strong&gt;Filmi izlemediyseniz artık sayfayı kapatabilir veya bir başka bir yazıya geçebilirsiniz. Sorumluluk almıyorum bundan sonrası için.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Kilit ânımız videonun 1,5. dakikasında başlıyor ve Antonio'nun yakalandığı an bitiyor. Yaşadığı çaresizliği, kararsızlığı öyle iyi anlayabiliyoruz ki.. İçinde bulunduğu durum tüm film boyunca çok iyi aktarılıyor bize. Üzülüyoruz, "çal Antonio ya, hakkın o senin" diyoruz. Ama insani tarafı var bir de Antonio'nun.. Tüm hayatı o bisiklete bağlı olsa da bu o kadar kolay bir iş değil, hırsız olmak, etiği ahlağı bir kenara bırakmak.. Daha da önemlisi bunu daha çocuk yaştaki oğlunun önünde yapmak. Bu şekilde nasıl iyi bir örnek olabilir ki oğluna (hem de Bruno gibi şekerlik abidesi bir çocuğa)? Kararsız kalıyor Antonio.. Ama çaresi yok. Çalıyor, içimiz daralıyor o an ama başarsın da istiyoruz. Hakkı çünkü. Bisiklete biner binmez insanlar koşuyor yakalayın diye, "Antonio'nun bisikleti çalınırken neredeydiniz?" diyoruz.. Yakalanıyor Antonio sonra..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/5aFFJlBx1tc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bisikletsiz dönüyor evine, çaresiz.. Bruno'nun göz yaşları eşliğinde. Bitiyor film.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bir de Antonio ve Bruno'nun restoranda yemek yedikleri sahne var ki o da aslında anlatılmaya değer. Ancak bir filmden bir sahne ile yetinelim yoksa gitmez bu böyle.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-9206778008650918926?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/9206778008650918926/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/anlar-1-ladri-di-biciclettebisiklet.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/9206778008650918926'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/9206778008650918926'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/anlar-1-ladri-di-biciclettebisiklet.html' title='Anlar 1: Ladri di biciclette/Bisiklet Hırsızları'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqmFrTYHtlI/AAAAAAAAD5c/z8VIw9x-UXw/s72-c/The+Bicycle+Thief+1948_Sam%5B(120936)00-47-22%5D.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-3314749908287829027</id><published>2009-09-10T22:52:00.003+03:00</published><updated>2009-09-10T23:01:11.041+03:00</updated><title type='text'>1000!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqlagADVKZI/AAAAAAAAD5U/wUbyOMt7UsE/s1600-h/PeruP116-1000SolesDeOro-1976-donatedsb_f.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 193px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqlagADVKZI/AAAAAAAAD5U/wUbyOMt7UsE/s400/PeruP116-1000SolesDeOro-1976-donatedsb_f.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5379930735687051666" /&gt;&lt;/a&gt;1000 kişi.. Sizin için küçük, ancak benim için büyük bir sayı bin. Tabii 2 gün önce ulaştık bu sayıya ama neden bugün yazıyorsun derseniz, o 1050'nin yaklaşık 50 tanesi bendim zaten. Artık ayarladım, ben girince artmıyor sayaç (kendi blogum bile beni adam yerine koymuyor (&lt;a href="http://www.ozgurbakar.com/"&gt;Özgür Bakar&lt;/a&gt; esprisi yapmadan da duramam ihi))..&lt;p&gt;Yine uzattık. Yazdıklarımı okuyan herkese teşekkür ederim. Umarım size katkısı oluyordur, beni bizzat tanıyanlarınız çok konuştuğumu bilirler (yazılarımdan da belli oluyordur zaten), boşluğa (ve boş) konuşmayı hiç sevmem. O nedenle yazıların okunduğunu bilmek güzel (sadece girip bakanlar şu dakka çarpılsın). İşe yaradığını görmek ise on kat daha değerli benim için. Umarım dışarıda bir yerlerde birilerinin işine yarıyordur bu yazılar. Özellikle kamera arkasına yeni ilgi duymaya başlayan arkadaşlar için mümkün olduğunca basit bir dille yazmaya ve her şeyin arkasındaki mantığı anlatmaya çabalıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her binde bir mesaj gelmeyecek tabii :). Bu ilk ve 5 ya da 10 bine kadar tek, mutluluk durumuma göre onlara da yazarız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla kalın ve bizi izlemeye devam edin!! Hatta daha çok insan getirin di mi..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-3314749908287829027?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/3314749908287829027/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/1000.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3314749908287829027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3314749908287829027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/1000.html' title='1000!'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqlagADVKZI/AAAAAAAAD5U/wUbyOMt7UsE/s72-c/PeruP116-1000SolesDeOro-1976-donatedsb_f.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-2772546434981297983</id><published>2009-09-10T22:48:00.002+03:00</published><updated>2009-09-10T22:50:14.413+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Televizyon'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Türk Televizyonları</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlBpC_hAr0I/AAAAAAAADzM/Nsqp1qqO1I4/s1600-h/_eriat.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlBpC_hAr0I/AAAAAAAADzM/Nsqp1qqO1I4/s400/_eriat.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5354895457074065218" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Önemli not:&lt;/strong&gt; Bu yazıyı 04.07.2009 tarihinde yazmıştım (olayın yaşandığı hafta). Aynı gün içerisinde de kaldırmıştım. Hatırladığım kadar sert bir yazı değilmiş, yayımlanmış olsun bu da.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'nin birkaç on yıl içerisinde şeriat ile yönetileceğini düşünüyorum. En azından, halktan gelen bir devrim/akıllanma veya ordudan gelen bir müdahale olmazsa olacak olan o. Sonra bir süre de öyle kastıktan sonra, İran halkı gibi özgürlük için sokağa dökülürüz, kan dökülür. Alışığız nasılsa kan dökmeye ve döktürtmeye..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Demem şu ki, prime-timeda boğaz kesebilir, onlarca adamı vurabilir, oyuncularınıza plastik silah yetiştiremeyebilir, racon kesebilir, politikayı televizyondan halka "öğretebilirsiniz". Ama ulusal yayın yapan özel bir kanalda tüm bunları yapabilmenize rağmen, 2 kişi şehvetle öpüştüremezsiniz. OLMAZ! Çünkü bu &lt;em&gt;&lt;strong&gt;Türk Aile Yapısı&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;na uygun değildir. Bahsi geçen "&lt;em&gt;sevişme&lt;/em&gt;" sahnesini paylaşıyorum. İzleyin, izlettirin.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekibin yanısıra özellikle oyuncuları tebrik ederim. Türkiye'de böyle işe kalkışmak cesaret ister. Sıradan bir romantik komedide bile bunun iki katını görebilirken, televizyonlarda göremiyoruz. Yakında bizi de kadın hakları ile ilgili yazı yazıyoruz diye idama mahkûm ederlerse hiç şaşırmam..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/kzpSsiUGFSE&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Ek: Şeriat deyince bazı insanlar eller kolar kesilecek gibi şeyler anlamış sanırım. Şeriat, Dil Derneği sözlüğüne göre: şeriat, -tı a. Ar. (.-.) &lt;br /&gt;Kuran’daki ayetlerden, Peygamberin sözlerinden çıkarılan, dinsel temellere dayanan Müslümanlık yasası, &lt;strong&gt;İslam hukuku.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;demek. Yani birkaç on yıl içerisinde bu ülkenin İslam Hukuku ile yönetileceğine inanıyorum. Dediğim budur.&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-2772546434981297983?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/2772546434981297983/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/turk-televizyonlar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2772546434981297983'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2772546434981297983'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/turk-televizyonlar.html' title='Türk Televizyonları'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlBpC_hAr0I/AAAAAAAADzM/Nsqp1qqO1I4/s72-c/_eriat.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-2527327284157239734</id><published>2009-09-07T12:31:00.003+03:00</published><updated>2009-09-13T18:20:24.996+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Neden bu kadar Dram?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/turk-sinemas-uzerine-dusunceler-2.html"&gt;Türk Sineması Üzerine Düşünceler&lt;/a&gt; yazımda şöyle demişim:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;"&lt;/em&gt;&lt;em&gt;İnatla dram üretiyoruz. Komedi filmlerimizde bile dram var. Sınav gibi bir gençlik komedisi bile cenazeyle bitiyor, Issız Adam'ın ikinci yarısında gereksiz dram sahneleri bizi sıkıyor."&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunun sebebi basit; Dram satar. Ancak dramı sattıran nedir sorusunun cevabı daha karışıkmış gibi geliyordu bana uzun zamandır. Ona istinaden konuşalım şimdi.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.ilkercanikligil.com/"&gt;İlker Canikligil&lt;/a&gt;'in bloguna şöyle bir link atıldı geçenlerde. Çok sevdim ben de paylaşıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://sivers.org/drama"&gt;http://sivers.org/drama&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tamamını Türkçe'ye çeviremeyeceğim ama kısaca özet geçeyim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazı Hümanist yazar &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Kurt_Vonnegut"&gt;Kurt Vonnegut&lt;/a&gt;'un ölmeden önceki bir seminerde dramla ilgili dediklerinden bir alıntı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sadece grafiklere bakarak bile anlayabilirsiniz sanırım olayı. İlk grafik, üstte hazzın, altta ise ızdırabın olduğu genelleştirilmiş bir hayat grafiği. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;2. grafik, bin yıllardır bize anlatılan hikâyelerin genel bir aktarımı, inişli çıkışlı, macera ve aksiyon dolu ve daima iyi bir sonla biten fantezi ürünü müthiş bir hayat. En iyi örnek? Cinderella! Bin yıllardır, on binlerce kez aynı hikâyeyi farklı anlatımlarla dinledik bayıla bayıla. Normali o sandık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;3. grafik biraz daha normal bir hayat süren bir gencin, aniden başına gelen bir felaketten sonra kurtulması ve bu felaketten edindiği tecrübe ile yine normal ama biraz daha mutlu bir hayata geri dönmesi.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bunları hep gerçek sandık, yıllarca bunları gördük ve bizim hayatımızda da olmasını istedik.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Oysa hayat sadece 4. grafikteki gibi (yine çıbanlar çıkmasın, genelleştirme bu). Hayatımıza macera katacak, tepe veya dip noktalar oluşturacak şeyler hiçbir zaman o hikâyelerdeki gibi olmuyor. O nedenle hayatımıza dram sokuyoruz, takım tutuyoruz, onlar şampiyon olunca hayatımızın en mutlu günü oluyor, âşık oluyoruz ama çok iyi gittiği için dram yaratıyoruz, çünkü düz bir çizgi istemiyoruz, aşk bir sürü engel aşmalı sonuçta değil mi? Her zaman her şey sadece bizim başımıza geliyor, en büyük dert bizde oluyor, olmalı! Yoksa sokaktaki adamdan farkımız ne olurdu ki?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dram istiyoruz, çünkü drama alıştırıldık. Dram bizi farklı hissettiriyor, gördüğümüz her şey bizim de başımıza gelebilir gibi hissetmemizi sağlıyor. Dram istiyoruz çünkü kendi hayatlarımız çok basit, çok sıradan. Dram istiyoruz ki kendi hayatımızda olmayan heyecanları filmlerde, kitaplarda, müziklerde bulalım, dram istiyoruz ki kendimizden kaçalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dram, biz bizden alan her şeyi sağlayan bir öğe. Bir yerde hayatın ta kendisi, ama bir yerde de hayattan tamamen kopuk. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye gibi sefalet ve cehaletin &lt;em&gt;"ana akım"&lt;/em&gt; olduğu bir ülkede dramdan çok ne satabilir ki? Heyecansız &lt;strong&gt;kapalı&lt;/strong&gt; hayatların bol olduğu bu ülkede... Belki komedi. Türkiye'deki trajikomedi oluyor gerçi ama.. Neyse. O da başka bir yazının konusu olsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öyle bir şeyler işte, ben de anlamadım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-2527327284157239734?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/2527327284157239734/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/neden-bu-kadar-dram.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2527327284157239734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2527327284157239734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/neden-bu-kadar-dram.html' title='Neden bu kadar Dram?'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-7438728101497930412</id><published>2009-09-06T23:59:00.003+03:00</published><updated>2009-09-13T18:20:32.569+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatıralar'/><title type='text'>Çocukluk Hatıraları Bölüm 3: Kız Kardeş Özel Sürüm</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ablamın İspanya'ya gidişi şerefine Hatıralar'ın bu 3. bölümünü onunla ilgili bir takım hatıralara ayırdım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Öncelikle en klasik büyük kardeş pislikleri klişeleri bizde de vardı, aman dondurman akmasın getir toparlıyayım, yok bitti şeker valla kalmadı, bak bu yeşil bu da sarı, yeşil daha değerli sarı kâğıttan, valla bak.. Evet, bunları biz de yaşadık. Detaya girmiyorum, büyük kardeşi olanlar bilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Şimdi o kız ben erkek de olsam, büyük kardeş olduğundan hep bir onun yaptıklarını yapma sevdiklerini sevme sendromum vardı. Kahretsin ki vardı.. Onun yüzünden Yonca Evcimik gibi insanlar dinledim ki dinlediğimiz tüm o leş insanlar arasında en iyisi Evcimik'ti yani siz düşünün.. Bu sabah 9:15 Vapurunda onu gördüm karşımda'nın tüm sözleri hâlen aklımdadır.. YAKTIN BENİ ULEEEN!!!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Spice Girls fenomeninin tüm dünyayı salladığı dönemler. Nasıl geldi bilmiyorum, orjinal kaset geldi ablama. O dönemki en yakın arkadaşıyla odaya kapanıp kasedi ezberlemeye oturdular.. Ben sebebini bilmediğim bir şekilde nasıl kıskanıyorum allam, anlatılmaz. Ara ara kapının önüne çıkıp dinliyorum falan.. Yok olmuyor. En sonunda bir yerlere gidiyorlar. Açıyorum kasedi bu sefer ben ezberlemeye çalışıyorum.. Bir iki parça sonra sıkılıp kapatıp gidiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ablam Fransa'ya gitmişti lisedeyken. Orada üstünde &lt;strong&gt;Fransa Havası&lt;/strong&gt; yazan konservelerden almış 2 tane. Bunlar bildiğiniz hatıralık eşya. Fransa'ya gittik olsun diye alıp koyuyorsun kenara işte ya da hediye veriyorsun. Bizimki de "Fransa'nın havası nasıl depolanır ki?" diye açıp birinin içine bakmış hehehe.. Yıllar sonra anlatmıştı bunu saatlerce gülmüştüm.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ablam bir dönem arkadaşlarıyla sohbetlerini falan kasede kaydederdi nedense. Bu Fransa macerasında da kaydetmişler ama kayıt sırasında aletin pili bitmek üzereymiş. Kasedi dinlerken bakıyorlar ki pil az olduğundan sesler ağır çekim kaydedilmiş, boğuk boğuk. Bana "bak uzaylı sesi" diye yutturmaya çalıştılar. "&lt;em&gt;Çiçekleeeeeeeeeeer, miss gibbbiiiiii&lt;/em&gt;"yi duyunca anladım tabii uzaylı muzaylı olmadığını..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Aha tam yazarken aklıma geldi.. Hani &lt;strong&gt;daha bıyıkları bile terlemedi&lt;/strong&gt; derler ya, o yaştayım. Hiç traş olmamışım. Dedim bu bıyıkları kescem artık, hem daha gür çıksınlar. Sabun sürdüm kestim. Sonra ablamın odasın koştum abla bak bıyıklarımı kestim diye. O da dokundu falan "hehe süper olmuş" dedi (ben uydurdum şimdi ne dedi hatırlamıyorum, gülmüştür heralde çok). Ne yalnız insanmışım birader ben..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- İngiltere'deyiz. Babam ablama odasında kitap okuyor. Offf, nasıl da kıskanmışım. Ara ara kapıya gidip bakıyorum bunlara ama bizi sallayan yok. Son çare olarak yatağıma uzanıp bağıra çağıra sahte bir ağlama tutturuyorum. Babam geliyor sonra, kapıdan gülerek girişini hatırlıyorum ama gerisini hatırlamıyorum. Ömrümde yaptığım tek şımarıklıktır herhalde.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Ablam yanılmıyorsam orta sondan falan itibaren sigara içmeye başladı. Benim bilmediğimi sanıyordu tabii. Otobüste biz en önde onlar en arkada otururdu hep (ben orta birdeyken okullarımız karşılıklıydı, sonra benim okulum değişti), arkada sigara içerler, biz dönünce akıllarınca saklarlardı. Sonra ileriki yıllarda odasındaki o iğrenç kırmızı-siyah vazoda sigara paketleri bulmalar mı istersiniz, bakkaldan sigara alırken ajan gibi gözetlemeler mi, tuvalete arkadaşlarıyla kapanıp yarım saat içeride bağıra çağıra muhabbet ederken tüm eve yayılan sigara kokuları mı (lavaboda sigara külü vardı dediğimde de "yoktu ya içmiyoduk ki" bile demişti yani).. Sonra o üniversite için İstanbul'a geldi, saf ablam hâlen sigara içtiğini bilmediğimi sanıyor. Ben daha lise 2 falanım, ziyarete gelmiştim İstanbul'a. O dönemki erkek arkadaşı, ben ve ablam yemek yedik. Ablamın canı nası da sigara çekti, kaş göz yapıyolar, sonra söyleyelim yok söylemeyelim falan diyolar, "sigara mı içcen?" dedim.. Nası şok oldu. "Haberin var mıydı?" diye sordu.. Ohhhooo be birader dedim. İçti falan rahatladı.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Yine yanılmıyorsam bu aynı ziyaret sırasında sinemaya gidelim dedik, yıl 2001, &lt;strong&gt;Haneke&lt;/strong&gt;'nin &lt;strong&gt;La pianiste&lt;/strong&gt;'sine soktular bizi. Yani şimdi götür canımı ye de daha 15 yaşındayım ya n'aptınız siz ya.. Ömrümde bir filmde o kadar sıkıldığımı, ekrana o kadar anlamsız baktığımı hatırlamıyorum. Yıllar sonra bu sene aynı salonda &lt;strong&gt;Issız Adam&lt;/strong&gt;'ı izlerken hep o dakikalar vardı aklımda.. Ah ah.. Hayır sinefil falan da değilsiniz, ne işimiz var o filmde?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- İngiltere'de okulun balosu vardı, süper dansçı abam o gece en iyi dans eden kız ödülünü almıştı bak nasıl da aklıma geldi.. Kupası hâlen odasındadır..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;- Oooo, çok pis bir adet hatıra geldi aklıma. Bu çocukluk hatırası değil, 3 ya da 4 yıl önce olmuştu. Ablam okulunu temsilen Türkiye Üniversiteler Arası Satranç Turnuvası mı ne öyle bir şeye katılmaya gitti bir şehre. Muhteşem hafızamla unutmuşum ben şehir dışında olduğunu. Beşiktaş'a inerken arıyayım da evdeyse uğrıyayım dedim. Çaldı çaldı sonra meşgule düştü. 15 dk. sonra aradı ablam ağlıyor. "Noldu ya?" dedim, final maçıydı sanırım, alsa birinci olacaktı ya da finale kalacaktı öyle bir şeyler, telefonunu açık tutan maçı kaybetmiş sayılıyomuş, ben de ablamı tam önde gittiği maçın ortasında aramışım araya araya. Hükmen yenik sayıldı. Ya 2. ya 3. olarak döndü turnuvadan. Kıbrıs Birincisi ablama bu yakışmazdı :(. Benim yüzümden oldu böhühüh..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyilikler hep unutuluyormuş hakikaten, düşündükçe saçma salak hatıralar geliyor aklıma :). Ne yazsam ablam kızacak hehe, bazıları çok fena. Bunun bir sebebi aslında benim bilincimin yeni yeni oturmaya başladığı dönemlerde ablamın üniversite okumak için İstanbul'a gelmesinden ve ben de İstanbul'a geldikten sonra birkaç yıl pek görüşmememizden kaynaklanıyor. Yani 23 yaşındayım, bunun 10 yılını tamamen hatırlamadığımı düşünürsek, 10-15 arasını sarhoş kedi modu olarak özetlersek olay anlaşılıyor. Ben 14 ya da 15'ken ablam İstanbul'a geliyor. 18'de ben de geliyorum. 20 21'e kadar zaten fazla görüşmüyoruz, e gerisi de çocukluk hatırası değil..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu çok neşeli bir yazı olacaktı hesapta ama biraz fazla hüzünlü oldu sanki..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ablam seni buradan öpüyorum. Geliyorum ben de İspanya'ya yakında, az bekle.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-7438728101497930412?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/7438728101497930412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/cocukluk-hatralar-bolum-3-kz-kardes.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/7438728101497930412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/7438728101497930412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/cocukluk-hatralar-bolum-3-kz-kardes.html' title='Çocukluk Hatıraları Bölüm 3: Kız Kardeş Özel Sürüm'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8248199288746263711</id><published>2009-09-05T01:05:00.005+03:00</published><updated>2009-09-19T03:29:11.830+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görüntü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema 101'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Ayrıntı ve Ara Planlar</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ülkemizdeki kısa filmcilerin bilgisizliklerinden dolayı en sık hata yaptıkları alanlardan biri &lt;span style="font-weight:bold;"&gt;ayrıntı planları&lt;/span&gt;dır. Bu hatalar, ayrıntı planlarının mantığı kavrayamamış olmak ve ayrıntı ile ara planın farkını bilmemekten ötürü yapılır. Anlatalım bakalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncelikle &lt;strong&gt;Ara Planlar: &lt;/strong&gt;Ara planların ana amacı atmosfere katkı sağlamak ve mekânın tanıtılmasına yardımcı olmaktır. Pasaklı bir ortam için etrafa saçılmış çöplerin görüntüsü, veya sakin bir ortam için kenarda uyuyan bir kedi, düzenli bir masa.. Anladınız sanırım. Güzel bir ara plan örneği arkadaşım &lt;strong&gt;Talat Gökdemir&lt;/strong&gt;'in kurguda olan kısası &lt;strong&gt;Acres of Time&lt;/strong&gt;'dan gelsin (komedi filmi, adına aldanmayın):&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 250px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqE1_7zAV8I/AAAAAAAAD5E/KXSCxKVrb8Y/s400/Picture+3.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377638802556737474" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Az sonra bu odada yaşayan pasaklı ve iğrenç insanla tanışacağız.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ayrıntı planları:&lt;/strong&gt; Normal bir genel çekimde farkedilmeme veya tam olarak anlaşılmama olasılığı olan, ancak görsel veya metin açısından önem teşkil eden nesnelerin rahatlıkla kavranabilmesini sağlayan yakın çekim planlarıdır. İşte tam bu noktada gençler hataya düşüyor. Kısa filmlerde en sık karşılaştığım hatalı ayrıntı planlar arasında kahve veya çay karıştırmak, bir şey arayan karakterin ellerini görmek, zap yapan karakterin kumandadaki tuşlara basışını görmek gibi gereksiz planlardır. Bir ayrıntı plan çekerken bu planın amacı sorgulanmalıdır. Çekilen herhangi ve her planın amacı zaten sorgulanmalıdır. Seyirciye gereksiz hiçbir bilgi verilmemelidir (yine normal durumlardan bahsediyoruz. Buna aykırı davranışlara da birazdan değineceğim).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filmin başında o an için hiçbir işlevi olmayan bir nesne veya olay size tanıtılıyorsa, filmin ortasında veya sonunda o nesne veya olayın metinde kilit bir rolü oldacağına o an emin olabilirsiniz. Tabii bu bir &lt;strong&gt;Mac Guffin&lt;/strong&gt; veya yanıltmaca da olabilir (ikisi birden de). Şu an aklıma gelen ilk örnek en son çıkan Rambo filminden. Adam tekneye binerken "&lt;em&gt;daha önce hiç adam öldürmedim ve buna da niyetim yok&lt;/em&gt;" diyor. Tahmin edebileceğiniz gibi filmin sonunda adam birini öldürüyordu. Diyalog üstünden örnek verdim zira aklıma o geldi ancak nesneler için de aynı şey geçerli. Bir nesne size tanıtılıyorsa, ileride mutlaka bir işlevi olacaktır. Kahveyi karıştıran kaşık genelde bu kapsamın dışındadır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Yani şunu diyorum, kahve içecek olan bir karakterin kahve karıştırmasının metinde özel bir anlamı yoksa, bizim o karakterin kahve karıştırışını ayrıntı planla görmemizi gerektirecek mantıklı hiçbir sebep yoktur&lt;/strong&gt;. Bu, film izleyen ancak sorgulamaya üşenen taklitçi arkadaşların filmlerini daha iyi göstermeye çalışma çabasıdır. Ne yazık ki azıcık bilinçli bir göz için acınası bir çabadan öteye gidemez.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İyi kullanılmış ayrıntı planlarından iki örnek sunayım da dediğim daha iyi anlaşılsın.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İlki ta 1921 yılından geliyor, büyük üstad &lt;strong&gt;Charlie Chaplin&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;The Kid&lt;/strong&gt;'den. Kurgunun ve göstergebilim yeni yeni keşfedilmeye başlandığı bu dönemlerde böyle ustalıklı bir kadraj hakikaten insanı büyülüyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 295px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqEwKRfzcPI/AAAAAAAAD40/-VTf3XsBlII/s400/Charles.Chaplin.The+Kid.1921.DVDRip_DGN_CW%5B15-25-13%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377632383110705394" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu ayrıntı planına dikkat edelim. Yönetmen, sadece tek bir planla tüm karakteri kafamıza oturtuyor. Bir sigara kutusunun içinde, tamamı neredeyse sonuna kadar içilmiş sigara ve purolar durmakta (muhtemelen yerden toplanmış). Parmak uçları kesilmiş (ya da kopmuş) eski püskü ve pislik içindeki eldivenleriyle karakter en az içilmiş olan sigarayı aramaktadır. 3 saniye görünen bu planla bu karakter hakkında bilmemiz gereken pek çok şeyi öğrenmedik mi? İçinde bulunduğu fakirliğin boyutlarını, sağlığına ve hijyenine verdiği önemi, yaptığı şeyi umursamayışından hayata karşı olan duyarsızlığını... Şimdi bir de kahvesini karıştırıp televizyonun başına geçen kısa filmci arkadaşımızı düşünelim.. Evet, bundan bahsediyordum.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Şimdi 82 yıl sonrasına geliyoruz, sinema tarihinin en ünlü ve sevilen ayrıntı planlarından birine bakacağız; &lt;strong&gt;Krzysztof Kieślowski&lt;/strong&gt; üstadın &lt;strong&gt;Mavi&lt;/strong&gt;'sinden geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 217px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqGUrOh2YnI/AAAAAAAAD5M/PED814rdd8g/s400/sugar.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377742900412441202" /&gt;Kahveyi tam 5 saniyede emecek bir şekeri bulması için Kieślowski, asistanına tüm gün boyunca çeşitli markaların şekerlerini denettirir. Sonunda 5 saniyede emeni bulunur (ustaların ne kadar büyük bir bilinç ve hassasiyetle planlama yaptıklarına dikkat çekmek isterim). Bu ayrıntı planı çok önemlidir. 5 saniyeden bile az görünür ancak karakterin o anki psikolojisini muhteşem bir şekilde yansıtır. Dünyadan soyutlanışını, bir küp şekerin kahveyi emişini izleyerek betimler üstad. Yine kısacık tek bir kareyle, bir karakterin tüm psikolojisi önümüze serilir (kahvenin karıştırıldığını ayrıntı planla &lt;em&gt;görmeyiz&lt;/em&gt;).&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;Ayrıntı planları önemsiz ufacık kadrajlar değildirler.&lt;/strong&gt; Çok azla, çok fazla şey anlatan filmin en önemli unsurlarındandırlar. Umarım bu iki örnek, biraz zayıf anlatımla da olsa, ne demek istediğimi size anlatmaya yetmiştir.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Şimdi bir de ayrıntı planların nasıl yanıltmaca amaçlı kullanılabileceğine değinelim. Ayrıntı planların önemini anlamamı sağlayan ne yazık ki &lt;strong&gt;Tarantino&lt;/strong&gt; oldu. Örneğimiz &lt;strong&gt;Kill Bill Vol. 1&lt;/strong&gt;'den geliyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Gelin (The Bride), öc almaya başlamıştır ve ilk cinayet için zenci ablamızın evine gelir. Uzun bir yakın dövüş ve bıçak duellosu sahnesinden sonra zenci ablanın küçük kızı eve gelir, kavgaya hemen ara verilir. Mutfağa geçilir, kıza yemek hazırlanacaktır. Gelinimiz kendi çocuğunu kaybettiğinden çocuğun önünde cinayet işlemeyecektir. Bunu açıkca anneye de söyler ve anne kendisine bir kahve ikram eder (kahvenin karıştırılmasını ayrıntı planla &lt;em&gt;görmeyiz&lt;/em&gt;). Gece buluşup bir bıçak kavgası yapmaya karar verirler. Bıçak! Hemen aklımız bıçaklara gidiyor, arka planda bir parti bıçak var zaten. Sonra anne diyor ki çocuğuma mısır gevreği koymam lazım. Hiçbir ayrıntı, yakın ve ara plan içermeyen bu sahnede, birden çekmeceye bir ayrıntı plan giriyoruz, ilk tepki "aha bıçağı çekip atacak" ama yok, sadece bir kaşık alıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 170px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqEzGJKUHuI/AAAAAAAAD48/OtiK3FnOV7k/s400/%5B300MB%5D+%5BHDRip.x264%5D+Kill+Bill.Vol.1+%5B2003%5D-neesssar-Salman%5B15-48-07%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5377635610688495330" /&gt;Aklımıza ilk gelen soru, "Tarantino kısa film acemiciliği mi yaptı?" oluyor. Bir kesme sonra, mısır gevreği paketi içerisindeki silahla zenci ablamız gelini vurmaya çalışıyor. Bu çok ustaca hazırlanmış bir yanıltmaca ayrıntı planı ve ayrıntı planlarının önemini ortaya koyuyor. Tarantino'dan beklenmeyecek denli ustaca bir hareket. İyi gerilim sağlıyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;Ara planlar&lt;/strong&gt; ile &lt;strong&gt;ayrıntı planlar &lt;/strong&gt;zaman zaman aynı olabilirler. Ara planların amacı genelde atmosferken, ayrıntı planlarınki genelde belirli bir şeye vurgu yapmaktır. Bazı kadrajlar her iki durumu da üstlenebilir, bazıları ise amaçsız ve çirkin, kahve karıştıran bir gencin bardak görüntüsüdür.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Burada yazılanları, gerek bir izleyici gerekse de kamera arakası ile ilgilenen biri olarak (teorik açıdan) bilmenize gerek yoktur. Ancak en azından duyusal anlamda bilmeniz gerekir. Sıradan seyirciler (kendim dahil) bu planları normal bir izleme sırasında farketmez. Tamamen bilinçaltına hitaben yapılan hareketlerdir. Böyle kadrajlar genelde okuma izlemesi sırasında farkedilir. Ya da farkedilir demeyelim de &lt;em&gt;anlamlandırılır&lt;/em&gt; diyelim. &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/kareler-1-hitchcock-kural.html"&gt;Hitchcock Kuralı&lt;/a&gt; yazısında da belirttiğim gibi, filmi izlerken bu planları özel olarak aramıyorum, o nedenle genelde kaçırıyorum. Ayrıntı planlar başlığını geçen hafta açıp göndermemiştim. Bugün &lt;strong&gt;The Kid&lt;/strong&gt;'i izlerken yukarıdaki kadrajı görünce artık gönül rahatlığıyla yazabilirim dedim. İyi ki de beklemişim.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Yine gereğinden uzun bir yazı oldu, gevezeyim kardeşim ne yapalım.. Derdimizi anlatabildiysek sorun yok..&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;İleriki yazılarımızda, kısa filmcilerin bir diğer yanıldıkları konu olan &lt;strong&gt;Atlamalı Kurgu &lt;/strong&gt;(Jump Cut)'ya değinme planım olduğunu belirtip kaçıyorum yine.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Önemli uyarı: &lt;/strong&gt;Yukarıda yazanlarla ilgili herhangi teorik bir şey okumadım. Sadece ara planlarla ilgili &lt;strong&gt;Blain Brown'ın Sinematografi &lt;/strong&gt;(başyapıttır) kitabında 2 paragraflık bir bölüm okudum o kadar. Tamamı kendi teorilerimdir ve okullarda veya kitaplarda öğretilenlerden farklılık gösterebilir. Bunlar benim sinema anlayaşıma göre olması gerektiğine inandığım şeklidir, hatalı olabilir. Kesin doğrudurlar gibi bir iddiam yoktur.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8248199288746263711?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8248199288746263711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/ayrnt-planlar.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8248199288746263711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8248199288746263711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/ayrnt-planlar.html' title='Ayrıntı ve Ara Planlar'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SqE1_7zAV8I/AAAAAAAAD5E/KXSCxKVrb8Y/s72-c/Picture+3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-4235953290573462623</id><published>2009-09-04T17:29:00.003+03:00</published><updated>2009-09-04T17:38:27.541+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beklenen Filmler'/><title type='text'>Dark Tower? Abrams?</title><content type='html'>&lt;p&gt;Birkaç ay geç farketmişim ancak şu an yaşadığım duyguları size aktarmam çok zor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0796366/"&gt;Stark Trek&lt;/a&gt; ile bayağı bir gözüme giren Abrams, öte-mega-giga hastası olduğum &lt;strong&gt;Dark Tower (Kara Kule)&lt;/strong&gt; serisinin film haklarını (Landelof ile beraber) almış. Yüzüklerin Efendisi'nden bile daha zor bir uyarlama olduğu kesin, zaten kendileri de çok zor olacağını ve öyle kolay kolay içine dalamayacaklarını söylüyorlar. Dile kolay 7 kitaba, birkaç dünyaya ve evrene yayılan devasa bir eserden bahsediyoruz. Ben başka bir şey yazmıyorum kardeşim.. Bu olay iptal olmasın, içine etmeden de perdeye aktarsınlar, başka da bir şey istemiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;embed src='http://videomedia.ign.com/ev/ev.swf' flashvars='object_ID=885149&amp;downloadURL=http://moviesmovies.ign.com/movies/video/article/977/977406/abrams_tower_042809_flvlow.flv&amp;allownetworking="all%"' type='application/x-shockwave-flash' width='433' height='360'&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style='width:433;'&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="'width:433;'"&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/'http://movies.ign.com/objects/885/885149.html'"&gt;More The Dark Tower News &amp;amp; Previews&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Şimdi bazı arkadaşlar "asla kitabı gibi olmaz peh" yorumlarıyla geleceklerdir. Bir yorumumda da yazmıştım; Kitap ile kitap uyarlamasını aynı kefeye koymayıp, tamamen ayrı bir film olarak irdelemek gerek. Kendi içinde başarılı filmlerse, uyarlama olak başarıları çok önemli değil, çünkü asla ama asla kitapları kadar iyi olamazlar. Film olarak muhteşem olsunlar o yeterli benim için.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-4235953290573462623?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/4235953290573462623/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/dark-tower-abrams.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4235953290573462623'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4235953290573462623'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/dark-tower-abrams.html' title='Dark Tower? Abrams?'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-6582245885128110626</id><published>2009-09-04T00:51:00.005+03:00</published><updated>2009-09-13T18:21:35.002+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Yalnız Ruhlar İçin Müzik</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yalnızlık zanaatının beni zorladığı gecelerde bana yoldaşlık eden, her dinleyişimde bana ayrı bir tecrübe yaşatan birkaç gruptan bahsedelim bu gece. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Can yoldaşlarım ile başlayalım; &lt;strong&gt;Mono&lt;/strong&gt;.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Mono benim için çok derin anlamlar ifade eden bir grup. Neden derseniz bir cevap veremem muhtemelen, ama özellikle &lt;strong&gt;You Are There&lt;/strong&gt; o kadar iyi bir albüm ki, her dinleyişimde yeniden doğmuş kadar oluyorum. O kadar iyi bir albüm ki bir sonraki albümleri &lt;strong&gt;Hymn to the Immortal Wind&lt;/strong&gt;'i daha bir kez dinleyebildim. Sebebi albümün çıktığını unutmuş olmam :). Mono deyince You Are There geliyor artık aklıma ve You Are There çalmaya başladı mı, albüm bitene kadar da kapanmıyor. Hele ki &lt;em&gt;Yearning&lt;/em&gt;.. Mono yanılmıyorsam 2003'te uğradı İstanbul'a ama o zamanlar ne yazık ki haberdar değildim kendilerinden.. Bekliyorum hâlâ. Post-rock'ın Metallica'sı (ün açısından) Mogwai'ı izleme şansına eriştim, ama aklım hâlen Mono'da..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/VogyJ9YszC8&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Şimdi psikolojik durumumuzu yalnızlıktan depresyona getiriyoruz. Hava soğuk, içiniz darlanmış, her şey çok kötü.. Sadece yatağa uzanıp tavana bakmak istiyorsunuz. O zaman o an hayatınızın &lt;em&gt;soundtrack&lt;/em&gt;inde &lt;strong&gt;A Silver Mt. Zion &lt;/strong&gt;çalacak. Zion'u ne yazık ki tarif edemiyorum. Albüm de tavsiye edemiyorum. Ayıramıyorum ben onları.. Ama ulan ille de ayır be bir parça diyorsanız:&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="320" height="265"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/hQZfGa5t4e8&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="320" height="265"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Mt. Zion dinlerken lütfen kendinize dikkat edin. Kaybolabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Zion'dan sonra ortamı biraz canlandırmak lazım. Ama korkuya mahal yok, hâlen daha yalnız ruhlara çalıyoruz: &lt;strong&gt;Band of Horses&lt;/strong&gt;. &lt;strong&gt;Everything All the Time&lt;/strong&gt; albümleri (ve özellikle &lt;em&gt;The Funeral&lt;/em&gt; ile &lt;em&gt;Great Salt Lake&lt;/em&gt; (klibi de çok iyidir ama nedense youtube'da aratınca alakasız bir klip çıktı)) o mutlu/hüzünlü akşamlar diyebileceğimiz akşamlar için bir numaradırlar.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/XaTFLcTiNNA&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;Çok tatlısınız be abiler..&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;Movus.&lt;/strong&gt; Çok sık dinlediğim bir grup değil Movus. Ancak Post-Rock gibi pek çok grubun birbirine aşırı benzediği bir tarzda çalmaya başladığı saniye müziğini ayırt edebildiğiniz bir grup büyük olasılıkla çok iyi bir gruptur. Movus öyle bir grup.. Aynı albüm kapağı gibi, uçuran, alıp götüren..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jrZlLDs-3Os&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;A Whisper in the Noise!&lt;/strong&gt; Hiçbir şey diyemiyorum. Tek bir parça paylaşacağım:&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/d-LR8ekDwJc&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Yazdıkça yazasım geliyor be birader.. O kadar çok grup var ki daha.. En çok dinlediklerimle başlayayım dedim ama yazdıkça geliyorlar aklıma.. Şimdilik bu kadar bıraksam kimse kızmaz sanırım.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Aslında &lt;strong&gt;Sigur Rós&lt;/strong&gt;'tan bahsetmeyecektim. Özellike &lt;strong&gt;Takk&lt;/strong&gt;'tan sonra zaten duymayan kalmadı. O kadar büyük bir üne kavuştular ki zaten.. Hele taptığım yönetmen &lt;strong&gt;Wes Anderson&lt;/strong&gt;'ın Life Aquatic'in finalinde Sigur Rós&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;kullanması... Bill Murray'ın o eşsiz hüzün ve mutlulukla kaplı yüz ifadesini Sigur eşliğinde izlemek inanılmaz ve de unutulmaz bir deneyimdir. &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;Screaming Masterpiece &lt;/strong&gt;belgeselini sinemada izleme şansım olmuştu. Açılışı bir  Sigur Rós&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;konseriydi.. Müziğin girdiği daha ilk saniye tüylerim öyle bir diken diken oldu ki bildiğiniz acı çektim. Ömrümde öyle bir şeyi daha önce yaşamadım, uzun süre de yaşama planım yok. Canlı izleme fırsatına erişeceğim o cennetlik günde neler hissedeceğimi hayal dahi edemiyorum. Zaten kenardaki haftalık bölümünün (o hafta en fazla dinlediğim grupları size sunan bir hizmettir kendisi) üzerine basar da uzantıyı takip ederseniz en çok dinlediğim grubun Sigur olduğunu göreceksiniz. Âşığım ulan! Var mı!!&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;Heima&lt;/strong&gt;'yı henüz izlemediyseniz ruhunuzun bir parçasının eksik olduğunu daha farkedememişsiniz demektir. Böyle eşsiz bir gruba, böyle eşsiz, böyle muhteşem, böyle.. Böyle bir "film" yakışırdı herhalde.. Henüz bu tecrübeyi yaşayamamışlarınız için fragmanını paylaşıyorum. Her anlamda çok iyi bir &lt;em&gt;tecrübe.&lt;/em&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="480" height="385"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/KpQ6m2Qf918&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="480" height="385"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ayrıca genci yaşlısı, her İzlanda kadının taş olması da çok ilginç bir şey..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt; ... Ruhlar İçin Müzik serimiz, Asi, Keyifli, Neşeli vs. gibi takılarla devam etmeyi planlamaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-6582245885128110626?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/6582245885128110626/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/yalnz-ruhlar-icin-muzik.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6582245885128110626'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6582245885128110626'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/yalnz-ruhlar-icin-muzik.html' title='Yalnız Ruhlar İçin Müzik'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-885282433401848207</id><published>2009-09-02T16:16:00.009+03:00</published><updated>2009-09-13T18:21:45.215+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kareler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görüntü'/><title type='text'>Kareler 1: Hitchcock Kuralı</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Öncelikle şunu diyelim: &lt;strong&gt;Alfred Hitchcock&lt;/strong&gt;, sinema tarihinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarından biridir. Buna itiraz edeni döverler, olmadı ben döverim. İzlemem gereken birkaç filmi daha var, onları da izledikten sonra geniş bir inceleme yazısı yazma planım var.. Bir söz daha feda olsun sizlere. Ama bakın sözverdiğim başka bir seriye başlıyorum, onun yerini doldurdum..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 285px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp51kTH0MNI/AAAAAAAAD4U/1P1g8OMYlLs/s400/77357159.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376864271595745490" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Hastaadam rumuzlu bir arkadaşımın çalışması&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Evet, &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/kareler-anlar-anlamlar.html"&gt;Kareler, Anlar, Anlamlar&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;'ın ilk yazısı Narc üzerine olacak demiştim ama tüm bir filmi görüntüler üzerinden incelemek hakikaten ağır bir iş, daha sade başlıyorum o nedenle.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;Hitchcock Kuralı&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hitchcock kuralı, ilk olarak Alfred Hitchcock tarafından &lt;em&gt;Hitchcock/Truffaut&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt; kitabında Truffaut ile yaptığı röportajlar sırasında ortaya kondu:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;em&gt;Çerçeve içindeki bir şeyin boyutu, öykü içinde o anda taşıdığı değere göre olmalıdır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hemen örnekleyelim (adı geçen filmleri izlemediyseniz açıklamasını okumamanız daha faydalı olacaktır, sonra bok ettin bana filmi ya diye gelmeyin..):&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hitchcock'ın kendisiyle başlayalım, &lt;strong&gt;Notorious (1946):&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp6MLKqzXAI/AAAAAAAAD4c/jX8nktRexx8/s400/Notorious+1946_Sam%5B(124139)23-13-25%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376889128597281794" /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;strong&gt;Açıklama:&lt;/strong&gt; Kadın karakterimiz Amerikan Devleti için çalışan bir ajandır ve kötü adamla, hakkında bilgi sızdırabilmek için evlenmiştir. Kötü adamımız bunu öğrenir, ancak kadını öldürürse başı belaya gireceğinden, kadını yavaş yavaş zehirleyerek hastalıktan ölmüş gibi gösterme kararı alır. Bu sahnede kadın bu çirkin planı farketmiştir, içeceklerine zehir katılmaktadır.. Dolayısıyla, kahve bardağı.. Kocaman falan filan.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir Hiçkok uygulaması da büyük üstad &lt;strong&gt;Orson Welles&lt;/strong&gt;'dan geliyor, &lt;strong&gt;Touch of Evil (1958):&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 218px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp6NaJUTGqI/AAAAAAAAD4k/knuuAXMfYeM/s400/Touch.of.Evil.Orson.Welles.1958.XviD.Director's.Cut%5B(116921)18-14-54%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376890485444123298" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;strong&gt;Açıklama:&lt;/strong&gt; Silahı tutan ve arka planda görünen karakterlerimiz berabercene masum kadınımıza tuzak kurmuşlardır. Tam bu sırada, arkaplandaki karakterimiz, silah tutan karakterin (ki kendisini Orson Welles canlandırmaktadır, zaten bu filme de başta sadece oyuncu olarak girmişti) kendisini de öldüreceğini farkeder. Bu sahneden hemen önce silah tutan karakterin eldiven giyişi de aynı planda verilmektedir.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Son örneğimiz için biraz daha günümüze gelelim, &lt;strong&gt;Cidade de Deus (2002):&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp6ORc0CBXI/AAAAAAAAD4s/uVNDaIyv3bI/s400/City+of+God(1)%5B(088001)16-34-11%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376891435570300274" /&gt;&lt;strong&gt;Açıklama:&lt;/strong&gt; Bizim maçolar, önce çocuğu öldürmekle tehdit ederler, sonra da çocuğa silah verip arkadaşını öldürmesini söylerler. Silah, bu sahnedeki en önemli nesnelerden biridir.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Daha örnekler çoktur muhtemelen ama açıkcası bu kurala uyan kadrajlar arayarak film izlemiyorum, o nedenle muhtemelen çoğunu farketmemişimdir. Birkaç gün önce Notorious'u izlerken farkettim ve yazayım dedim, diğer iki kareyi de önceden saklamışım. Yoksa hatırlayacağım yoktu :). &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu planlar (kareler) genelde çok kısa oluyor. Notorious'daki nispeten uzun bir plan, 25 saniye kadar sürüyor ki anca öyle farketmişim zaten, Touch of Evil'daki bir saniye bile sürmüyor, silah hemen karaktere doğrultuluyor, Cidade de Deus'de yine birkaç saniye görülebiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Siz de farkettiğiniz Hiçkok Kuralı karelerini gönderebilirsiniz, güzel bir derleme olur.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Kareler, başka kareler ve anlar ile devam edecek efendim.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-885282433401848207?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/885282433401848207/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/kareler-1-hitchcock-kural.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/885282433401848207'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/885282433401848207'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/09/kareler-1-hitchcock-kural.html' title='Kareler 1: Hitchcock Kuralı'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp51kTH0MNI/AAAAAAAAD4U/1P1g8OMYlLs/s72-c/77357159.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-689633215500996517</id><published>2009-08-29T23:05:00.006+03:00</published><updated>2009-09-13T18:21:54.074+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><title type='text'>Merak</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Açıklama: &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/korler-icin-sinema.html"&gt;Körler İçin Sinema&lt;/a&gt; yazısına yaptığım bir yorum, es geçilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Destekleyeci bir örnek de ekledim. Bana inanmıyorsanız Hitchcock'a inanın gibisinden. Yorumun görsel ve kurguyla ilgili kısımlarıyla da ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum. Kaç etti söz verdiğimiz yazılar?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir filmin yapması gereken iki şey vardır, birincisi &lt;strong&gt;iyi/güzel/özel/ilginç/vs. bir hikâye anlatmak&lt;/strong&gt;, ikincisi ise &lt;strong&gt;seyircide merak uyandırmak&lt;/strong&gt;. Seyircide merak uyandırabilmek için ille de özgün bir hikâye şart değildir. Bilinen, defalarca kez anlatılmış bir hikâyenin nasıl farklı bir şekilde aktarıldığı da merak edilebilir. &lt;strong&gt;Hitchcock&lt;/strong&gt;'un en büyük silahı budur örneğin. Ne olacağını size genelde en başta söyler ve siz film boyunca olayların nasıl çözüleceğini merak içerisinde izlersiniz (tabii söz konusu Hitchcock olunca &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Mac_guffin"&gt;MacGuffin&lt;/a&gt;leri de gözardı etmemek gerek). &lt;strong&gt;Seyircide merak uyandırmayan film, izlenmemeye mahkûmdur.  &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/DPFsuc_M_3E&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0&amp;amp;color1=0x3a3a3a&amp;amp;color2=0x999999" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-689633215500996517?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/689633215500996517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/merak.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/689633215500996517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/689633215500996517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/merak.html' title='Merak'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-3281727921622171896</id><published>2009-08-25T15:23:00.006+03:00</published><updated>2009-09-13T18:22:02.729+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyurular'/><title type='text'>Ak Lınyo Lubir ve birkaç yenilik</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ak Lınyo Lubir &lt;/strong&gt;adlı yeni bir blog can buldu bu hafta. Çeşitli dillerde aynı anlamlara gelen atasözü, deyim ve söz öbeklerini bulup paylaştığımız bir blog burası. Keyifle ve merakla üzerinde çalışmaya başladık. Eğlenceli olacağa benziyor. Her türlü destek, katılım ve gezintinizi bekleriz! Biz de elimizden geldiğince yenileyeceğiz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://atasozudeyim.blogspot.com/"&gt;http://atasozudeyim.blogspot.com &lt;/a&gt;adresinden bloga erişebilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gelelim yeniliklere. Öncelikle yine tasarım değişti. Umarım bu sefer uzun soluklu olur, ben sevdim. Şikayeti olan bildirsin lütfen, üzerinde çalışalım. Daha önce söz verdiğim etiket çıbığını da bu vesileyle açtım. Sağ kolunuzun oralarda görebilirsiniz. yazıları elimden gelidğince düzgün etiketlemeye çalıştım ve her yazının etiketlerini tekrar elden geçirdim ancak yine de çok memnun değilim. Ama kafam bu kadar basıyor birader, ne yapabilirim? Kusura bakmayın lütfen.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca artık bir adet über özgün Ben Kimim? köşem var. Yukarıdaki uzantıdan veya arşivden ulaşabilirsiniz. CV'min de bir kısmını koydum, şimdilik İngilizce, üşenmediğim bir zaman Türkçeleştirilecektir. Emin olabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;En önemli gelişme ise şudur:&lt;strong&gt; Artık yorum yapmak için cemal (gmail) hesabınız olmasına gerek yok&lt;/strong&gt;. Hiçbir üyelik gerektirmeden anonimus (ihi) yorum yapabilirsiniz. Yine de yorum yazarkenen azından ad soyad yazmanızı rica edeceğim . Bakalım bu yorum sayısına nasıl yansıyacak :). Birkaç hafta kadar önce açtığımı ve hiç yorum gelmediğini düşünürsek şimdilik etkisiz eleman gibi duruyor. Göreceğiz bakalım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-3281727921622171896?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/3281727921622171896/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/ak-lnyo-lubir-ve-birkac-yenilik.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3281727921622171896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3281727921622171896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/ak-lnyo-lubir-ve-birkac-yenilik.html' title='Ak Lınyo Lubir ve birkaç yenilik'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-7559090215456432218</id><published>2009-08-24T00:07:00.005+03:00</published><updated>2009-08-25T15:23:21.881+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema Sektörü'/><title type='text'>Sinema Salonlarının Geleceği</title><content type='html'>&lt;p&gt;Ekonomik krizle beraber birçok sinema salonunun kapandığı &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/id/24993802/"&gt;haberini&lt;/a&gt; okuyunca her zamanki gibi düşünmeye başladım. İlk iş olarak seyirci sayılarına baktım ve tabii ki olay tam burada garipleşti. Görünen o ki seyirci rakamları son 3 yılın zirvesinde. 2009'un 29. haftası itibariyle 20.978.452 kişi sinemaya gitmiş (4 haftada 22.503.488'e çıkmış durumda). Bu rakam sadece 2006'da daha yüksek. Peki n'oluyor o zaman?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Olan aslında alışveriş merkezlerinin artması. Yani Megaplex, Cinebonus gibi şirketlerin artması veya büyümesi. Kapanan salonların çoğu, eski ve köklü sinemalar, diğer bir deyişle yer göstericilere hâlen daha para ödediğimiz sinemalar (ki kendisi varolmayan bir meslektir, hiç sevmem). Emek Sineması'nda film izlemenin keyfi başkadır, hele de Film Ekimi döneminde (ki onda bile aradan sıyrılıp yer göstericiye para vermemiştik, dediğim gibi tiksinirim). Ancak olay şu ki bu salonlar çağa ayak uydurmuyorlar ya da uyduramıyorlar. Yenileme ve hatta temizleme dahi yapmıyorlar. Zaten kötü halleri bir yana, alışveriş merkezi içerisinde olmama gibi bir dezavantajları da var. "Alışverişimi yapmışım, yemeğimi de yemişim, e hadi eve dönmeden bir de film izleyelim ya" gibi bir seyirci kitleleri yok. Dolayısıyla seyirci sayıları düşüyor. Daha başka ve büyük bir sorun ise yeni yeni önlerine çıkacak: Sayısal Gösterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.moviemaker.com/"&gt;Moviemaker Magazine&lt;/a&gt;'in 81. sayısının kapak konusu sinema ve 3. boyut teknolojisi idi. Röportaj yaptıkları büyük isimlerden biri 5 yıl içerisinde tüm filmlerin 3 boyutlu olacağını dahi iddia ediyor. Her ne kadar buna katılmasam da (3. boyutun gereksizliği bir yana, 5 yıl yeterli değil bana göre bu değişim için ama günümüzde hiçbir şey belli olmuyor) iddialar büyük. Özellikle &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0499549/"&gt;Avatar&lt;/a&gt;'ın gelişi sayısal gösterim olayını bir kez daha ortaya koydu. Türkiye'de sayısal gösterim yapabilen birkaç salon var ve doğru bildiniz, alışveriş merkezleri içerisinde yer alıyorlar. Bunun sebebi ise basit: masraf. Moviemaker Magazine'in yine aynı sayısındaki rakamlara göre sayısal yansıtma sistemi kurulum masrafı 75 bin dolar, 3 boyutlu kurulacaksa 25 bin dolar daha ekleniyor. İthal bir teknoloji olduğunu düşünürsek, Türkiye'de bu masraf 125-175 bin dolar arası olacaktır herhalde (güzel vergilerimiz sağolsun). Küçük, tek veya iki perde oynatan salonların bu masrafın altına girmesi kolay değil. Dolayısıyla şimdi sağ çıksalar bile, ileride tüm sektör sayısal gösterime dönünce işleri zorlaşacak zira film bulmakta da zorlanacaklar.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yapım şirketlerini sayısal gösterime iten tek bir sebep var: ekonomi. Bugün bir pozitif kopyanın maliyeti bin tlnin üzerinde. Bir Holivud filmi dünyada binlerce salonda gösterime giriyor, bunun sadece kopya masrafını bile düşündüğünüzde elde edilecek kârı görebilirsiniz sanırım. Hele de düşük bütçeli bağımsız bir filmseniz.. Sayısal gösterimde sadece tek bir sayısal çıktı almanız yeterli. Bunu kopyalamanıza dahi gerek yok. Zira şu an üzerinde çalışılan sistem ile salonlar merkeze internet üzerinden bağlanacak ve ana makineden filmi "stream" ederek gösterecekler. Neredeyse hiçbir dağıtım masrafı yok! Siz olsanız siz de yapmaz mıydınız? Hele de filmi sayısal çektiyseniz!&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu bağlamda önümüzde yıllarda küçük salonların ayakta kalması çok çok daha zor olacakmış gibi duruyor. Bu kesinlikle çok kötü bir durum. Sinemanın sembol olmuş projeksiyon sesi de tarihe karışacak yani yakında. Obtüratörün sesini sadece fotoğraf makinelerinde duyabileceğiz o zaman geldiğinde.Bir gelenek, bir tarih, hatta belki de sinemanın kendisi tarih olacak. Ondan sonrası yeni bir dönem.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-7559090215456432218?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/7559090215456432218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/sinema-salonlarnn-gelecegi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/7559090215456432218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/7559090215456432218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/sinema-salonlarnn-gelecegi.html' title='Sinema Salonlarının Geleceği'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-4664687368598790241</id><published>2009-08-22T22:21:00.001+03:00</published><updated>2009-08-22T22:23:28.559+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><title type='text'>Elma armut meselesi</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bir elmanın iki yarısı gibi değil de elmayla armutun birer yarısı gibi..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Üzücü..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-4664687368598790241?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/4664687368598790241/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/elma-armut-meselesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4664687368598790241'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4664687368598790241'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/elma-armut-meselesi.html' title='Elma armut meselesi'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-1004287520623115985</id><published>2009-08-19T01:34:00.001+03:00</published><updated>2009-08-25T15:22:54.378+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema Sektörü'/><title type='text'>Türk Sineması Üzerine Düşünceler 2</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Önsöz!&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendim bu yazıya başlamadan önce eğer okumadıysanız &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/turk-sinemas-uzerine-yeni-fikirler.html"&gt;Türk Sineması Üzerine Düşünceler&lt;/a&gt; yazısını okumanızda fayda var. Okumazsanız da canınız sağolsun. Elbet birileri okumuştur. Bu "kafamdan saniyede ışık hızıyla geçen düşünceleri yazıya dökmeye çalışma" saatimizde, bir önceki yazıda dediklerimize eklemeler yapacağız. Yorumlarınızı da bekliyorum diyeceğim ama gelmiyor.. Yorum yapın birader, elinize mi yapışır?&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, ne diyorduk? Hah:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Türk Sineması nasıl kurtulur?&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir önceki yazıda seyirci sayıları, nitelikli film vs. gibi unsurlardan bahsetmiştim. Tekrarlamaya gerek yok. Başka bir konuya değinmek istiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Baktığım, gördüğüm, okuduğum, okumadığım tüm sinema yazarları, festival jürileri ve seyircilerin son dönemde patlayan "&lt;strong&gt;Türk Minimalist Sineması&lt;/strong&gt;"'na hayran olmaları, onu yere göğe sığdıramamaları, hayranlıkla takip etmeleri ve özellikle de &lt;strong&gt;Türk Sineması'nın&lt;/strong&gt; kurtuluşu olarak görmeleri beni çok derin düşüncelere doğru bir yolculuğa çıkarıyor.  Yanlış anlaşılmasın, minimalist sinemaya karşı değilim, takdir ediyor, bazı örneklerini severek izliyorum (NBC sevmiyorum ama evet, gocunmadan bunu söyleyebilirim). &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sorun da tam burada doğuyor. Minimalist sinema, hiçbir ülkede para getiren bir tür değil. En başta doğası buna aykırı. Sinema Endüstrisi ve sektörü güçlü, alt yapısı oturmuş ülkelerin bu alana eğilmesi, sinemayı tam anlamıyla sanat kısvesi içerisine sokması bu nedenle çok olağandır. Ancak ve ancak Türkiye gibi hem kültürel seviyesi var olmayan hem de sinema sektörü barındırmayan bir ülkede minimal sinema ile sektörel bir gelecek oluşturmak ne yazık ki imkânsızdır. Yine doğası gereği minimalist sinema çok dar ve elit bir kesime hitap eder, bu yönüyle anarşist sinefiller tarafından boykot bile edilebilir. Bu da beraberinde döner sermayeye çok az bir para girdisi sağlar. Bize lazım olan ise daha çok para. Daha çok para gelecek ki, filme daha fazla para yatırılsın (diye umuyoruz).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peki bunun için ne lazım? Önceden de değindiğim gibi, öncelikle halka inmiş, ancak belirli bir kalitenin de altına inmemiş filmler. Örneğin Usta, Devrim Arabaları, Issız Adam'ın ilk yarısı, G.O.R.A, Eşkıya ve birkaç örnek daha. Bunlar belirli niteliklere sahip, teknik açıdan kötü denilemeyecek filmler. Özellikle Usta aralarında yıldız gibi parlıyor. Usta bu senenin filmi ve festival turuna yeni yeni başlıyor. İşte tam bu noktada, tüm korkularım yüzeye çıkıyor. Her ne kadar Siyad'ın yazarlarından aldığı &lt;a href="http://www.siyad.org/yildiztablosufilm.php?id=1082"&gt;yıldız ortalaması&lt;/a&gt; şu an için 2.41/4 olsa da, katılacağı festivallerden ödülsüz dönmesinden korkuyorum. Zira son yıllarda Türkiye'deki tüm önemli film festivalleri minimalist filmler tarafından istila edilmiş durumda. Bunun tabii ki mantıklı sebepleri de var, ancak &lt;strong&gt;e&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;ğer Usta görmezden gelinirse, Türk Sineması çok şey kaybedecek.&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bize lazım olan ikinci şey ise tür sineması. İnatla dram üretiyoruz. Komedi filmlerimizde bile dram var. Sınav gibi bir gençlik komedisi bile cenazeyle bitiyor, Issız Adam'ın ikinci yarısında gereksiz dram sahneleri bizi sıkıyor.. Tür Sineması üretmeliyiz. Ne mutlu ki Cem Yılmaz, Ezel Akay, Onur Ünlü vs. gibi birkaç isim bunun farkında. Farklı şeyler yapmaya çalışıyorlar (her ne kadar Cem Yılmaz'ın Western çekiyor olmasını kınasam da öte büyük bir merakla bekliyorum Yahşi Batı'yı. Ezel bey sen de çek şu Oktay Anar kitaplarından birini artık, bize nasip olmayacak..). Örneğin Nefes filmini de yaklaşık 2 yıldır bekliyorum. Spielberg'e değil de Kubrick'e özenirlerse çok başarılı bir film olacak. Tek dileğim bu. Çünkü farklı bir soluğa, hatta pek çok soluğa ihtiyacımız var. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Minimalist sinema soluğunu verdi (öldü anlamında değil, Türkiye'de nitelikli film üretilebileceğini gösterdi bize, görevini yerine getirdi). Şimdi sıra popüler sinemada. Her sene nüfusumuzun ancak ve ancak 4te biri kadarı sinemaya gidiyor. Ki şahsen yılda 30 40 filme gidiyorum, ortalama bir seyirci 10 kez gidiyor desek, dünyanın en kaba ve hiçbir şeye dayanmayan genellemesi ile sadece 2 milyon kişi sinemaya gidiyor demektir. Nüfusun 35'de 1'i. Büyük kısmı da tabii ki yabancı filmlere. Bu rakamlarla bir sektör oluşturmak çok zor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Devamı gelebilir. Bir ihtimal. Yorumlar demek istiyorum, ama korkuyorum. Azıcık kavga edelim şurada..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-1004287520623115985?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/1004287520623115985/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/turk-sinemas-uzerine-dusunceler-2.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/1004287520623115985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/1004287520623115985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/turk-sinemas-uzerine-dusunceler-2.html' title='Türk Sineması Üzerine Düşünceler 2'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-1367309099664394761</id><published>2009-08-15T02:00:00.004+03:00</published><updated>2009-08-15T02:34:35.420+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyurular'/><title type='text'>Dikkat: Bu Blog Evrilmektedir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SoX0fbHxMGI/AAAAAAAAD4E/Rzc14CUvb28/s1600-h/explosm-evolution-t-shirt.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 299px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SoX0fbHxMGI/AAAAAAAAD4E/Rzc14CUvb28/s400/explosm-evolution-t-shirt.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5369966951402647650" /&gt;&lt;/a&gt;Eylem Planı'nı başlatırken sizlerden gizlediğim bazı amaçlarım vardı. Okuduğum lisans programını bitirebildiğim takdirde sinema üzerine Bilgi Üniversitesi'nde Yüksek yapma planlarım vardı. Çektiğim herhangi bir kısa film veya diğer başka şeylerden bulunmadığı için yazmaya karar verdim. Sinema üzerine yazdığım yazıları koyacaktım portfoya.&lt;p&gt;Arada geçen zamanda hem bu planım değişti, hem de okunma sayısı fena olmamasına rağmen, beklediğim kadar yorum gelmemesi güdülenmemi yitirmemi sağladı. Her ne kadar açıklamasında &lt;strong&gt;"... ve hava ve su"&lt;/strong&gt; da yazsa da, bu bloga hava ve suyu fazla bulaştırmamaya çalıştım o nedenle.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ancak dediğim gibi, yaşanan gelişmeler sonucunda gelecek planlarımda bazı değişiklikler oldu. Devamlı sinema ile ilgili yazmaya odaklanınca da keyif alamadığımdan bu bloga yazamaz oldum. O nedenle, hem planlarımın değişmiş olması, hem de sadece sinema odaklı yazmaktan sıkılmış olduğumdan dolayı, artık bu blogdaki bu kalıbı kırmaya karar verdim. Burada artık hava ve su da olacak, fikirler de olacak, hayat da olacak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Herhangi bir seyircinin gözünden filmleri yorumladığım bir blog açmayı da düşünüyordum, onu da bu blogdan yapmaya karar verdim, artık film yorumları da olacak, tabii izlediğim her film değil, üzerine iyi veya kötü, öğretici veya küfürü hak eden filmler hakkında yorumlar da olacak. Sinema yazıları da tabii ki devam edecek ancak kendimi onları yazmaya zorunlu hissetmediğim takdirde daha rahat üretebileceğimi düşünüyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Efendim sadık takipçilerime bu gelişmeleri bildireyim dedim. Sizden de ricam daha sık yorum yapmanız, fikirlerinizi paylaşmanız. Çünkü başlangıçta amacım etkileşimli, yorumlarında tartışmaların döndüğü bir ortam yaratmaktı, bu tabii bir günde olabilecek bir şey değil ama yorumların azlığı veya yoruma gelen cevaba cevap gelmemesi de heves baltalıyor biraz. Sizlerden de daha fazla katılım, hatta yazı fikirleri bile bekliyorum.. Gözlerinizden öperim efendim. Sırf yorumlar takip edilsin diye 2 günümü düzgün bir "En Son Eklenen Yorumlar" bölümü yapmaya harcadım, en düzgünü bu sağdaki kısım olabildi anca.. Kullanın onu be..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu değişimlerin ışığında ilk adım olarak diğer blogumda paylaştığım &lt;strong&gt;Çocukluk Hatıraları&lt;/strong&gt;'nı buraya da kopyalıyorum, bundan sonra buradan devam edecek onlar da, bir defter dolusu hatıra var, korkmayın arkası gelecek. Çok uzak olmayan bir vadede de düzgün bir etiket sistemi getirerek etiketleri de kenara koyacağım, belirli konulardaki yazıları kullanmak kolaylaşacak böylece..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Sağlıcakla efendim..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-1367309099664394761?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/1367309099664394761/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/dikkat-bu-blog-evrilmektedir.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/1367309099664394761'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/1367309099664394761'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/dikkat-bu-blog-evrilmektedir.html' title='Dikkat: Bu Blog Evrilmektedir'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SoX0fbHxMGI/AAAAAAAAD4E/Rzc14CUvb28/s72-c/explosm-evolution-t-shirt.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-2092095839991637603</id><published>2009-08-15T01:58:00.001+03:00</published><updated>2009-08-15T02:00:26.352+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatıralar'/><title type='text'>Çocukluk Hatıraları Bölüm 1 ve 2</title><content type='html'>&lt;p&gt;Bölüm 1 - 4 Temmuz 2009&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Altı ay önce çekileceğini öğrendiğim bir filmin çekileceğini unutup, geçenlerde haberi tekrar alınca aynı heyecanı birebir yaşayacak kadar muhteşem bir hafızaya sahip bir kişi olarak,  çocukluğumdan kalan bu anların değerini daha iyi anlıyorum. Ve işte, o an(lar):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 2 yan evdeki komşu ile Ninja Kaplumbağalar telsizleri almaya karar verdik. Tahminimce bugün olsa 80 90 lira arası bir fiyatları vardı. Payıma düşen parayı annemin cüzdanından çaldım. Neden hatırlamıyorum, arkadaşım gelemeyeceğinden ondan parayı alıp telsizleri almaya gittim. Yolda parayı kaybettim. Arkadaşın parasını annemin cüzdanın tekrar çalarak iade ettim. Arkadaşa ne mazaret sunduğumu hatırlamıyorum. Annem bu satırları okuyor ise kafasında bir ampül yanar belki. Özür dilerim anneciğim, öperim buradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Luke Skywalker'ın oyuncağını beğendim. Param yoktu. Bir torbanın içine gazete doldurdum, satılan yere gittim. Oyuncağı gazetelerin arasına koydum ve alıp eve geldim. O zamanlar kapılarda şimdiki gibi aletler yoktu. Oyuncağı açtım ve kutusunu attım. Annemler görmesin diye oyuncağı koltuğun altında saklıyordum. Ablam birgün silahını buldu, bu oyuncak nereden geldi dedi, sunduğum mazareti hatırlamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yukarıdaki iki macerayı da yaşadığım mağazadan bu sefer Lego almaya gittim. Ama parasıyla bu sefer. Param ancak avcum kadar küçük bir itfaiye arabasına yetiyordu. Yanda kocaman bir itfaiye arabası seti vardı. Küçük kutudaki etikeki söküp, büyük kutunun etiketinin üzerine yapıştırdım. Kasadaki kadın tam geçiriyordu ki etiklerin üstüste olduğunu farketti, telefonla arayıp gerçek fiyatı öğrendi mecburen küçük kutuyu aldım. Tahminimce kadın benim yaptığımı anlamıştı ama bir şey demedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Amerika'dayken (yani 90 ya da 91 yılı) evin arka bahçesinde ölü bir kuş buldum. Karnı yarılmıştı. İçerisine bozuk para soktum. Sonra da çıkardım. Parayı alıp anneme koştum ve "anne bak ölü kuşun içinde ne buldum" dedim. Annem bir şey demedi. Ben de parayı attım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yine Amerika'da, Disney Land'deyiz. Mickey Mouse kıyafeti giymiş bir elemanın yanına gidip fotoğraf çektirebilmek için 1 2 saat sürecek bir kuyruğa girmek gerekiyordu. Ben tüm hiperaktivitem ile Mickey'i görür görmez tüm sıranın ortasından yardırıp Mickey'in yanına koştum, ailem o utancı, bense Mickey'in beni öperken çıkardığı o "şubulak" sesini hiç unutmadım. Fotoğraf hâlen duruyor. Aslında o fotoğrafı buraya koysam muhteşem olurdu bu yazı sanki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bayağı bir hırsızlık ve çirkeflik yapmışım küçükken.. Kendimden utandım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bölüm 2 - 7 Temmuz 2009&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Daha fazla hırsızlık macerası bekleyenler başka bir yazıya geçebilir. Ne yazık ki o kadar onlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hâlen daha aynı yerde çalışan, her zaman gittiğimiz diş doktoru yerine annemin beni zorla yeni bir kadın diş doktoruna götürmek istediğini hatırlıyorum. İnatla diğer doktorumu istememe rağmen annem zorla bu kadına götürüyor beni, ben gittim iyi, gel gidelim diyor. Tahminimce daha ekonomik olduğundan istemiştir, şimdi olsa koşa koşa giderim güzel annem için tabii de o zaman çocuğuz, neyse. Gider gitmez, kadın dolgu yapacağını söyledi. İyi dedik, istersen uyuşturmayayım dedi (istersen? hadi canım), niyeyse kabul ettim, iyi gaz verdi herhalde. Anladım ki diş doktorunun kapısından girildi mi uyuşturucu hemen ağza salınmalıymış.. Acısı hâlen aklımdadır. Acıyınca ses çıkar durayım deyip de her ses çıkardığımda 3 4 saniye daha devam eden o doktoru bugün görsem selam vermem. Bunu bilsen, anne görürsen söyle!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yukarıda bahsi geçen o her zaman gittiğim ama yıllardır gitmediğim diş doktoru birgün bana dolgu yaparken (uyuşturmuştu) yandaki tepside duran bir sürü aleti gösterip "bunlar ne işe yarıyor" demiştim. "Dua et ölene kadar onlarla işin olmasın" demişti. Bu kadar karizmatik bir dişçi repliği olamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Birgün yine bir diş doktoru macerasından sonra ağzımın uyuşukluğu geçtikten sonra dilimin paramparça olduğunu farkettiğim o ânı hatırlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu yukarıdaki uyuşukluğu geçen dil macerasından önce doktorun 5 6 kez uyuşturucu iğne yaptığını, her seferinde biraz bekleyip hissediyor musun diye sorduktan sonra hepsinde de hissettiğimi hatırlıyorum. "Biraz daha verirsem bayılacaksın, dalıyorum valla dişlere" demişti sonra. Korkmuştum! Bir şey olmadı ama.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir kere de tırnak batması nedeniyle ayağımdan lokal ameliyat yapmışlardı. Eve gelince alçıdaki ayağımı masaya çarpınca ağrımadığını farkedip başparmağımla hafifçe masaya vurup durdum bir 10 dakika. "Ehehehe, acımıyo ya süper" modunda. Sonra uyuşturucunun etkisi geçti...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aynı ayak alçıdan çıkınca doktor dikişleri alacaktı. Yatırdı beni, sen bakma dedi, ben baktım, başparmağımın üzerinde, parmağım kadar büyük iltihap gördüm, bakmasana dedi doktur, baktım. Sildi gitti, bir şey yoktu valla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Tam başka bir anı yazacakken çok ufak bir kare geldi kafama, Kıbrıs'ta şu andaki evimizi daha yeni almıştık, ev bomboşken yere damlamış boya noktalarını bıçaklarla kazımıştık mermerlerden, annem ablam ve ben vardık sanırım. Bir şey de döküyorduk boyaların üstüne, ya suydu ya da alkol.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Alkol demişken, bir gece susadım, buzdolabını açtım su içmek için (yaz-kış soğuk su içerim), içeride ispirto muydu neydi, alkol oranı %90ın üzerlerinde bir şişe alkol vardı, annem daha iyi hatırlar dolaba koyduğuna göre, neyse bizim dolapta da her türlü şişede su bulunabileceğinden kapağı açıp bir ağız dolusu aldım ki benim bir ağız dolum yaklaşık 0,25 litre geldiğinden, o an bayılacağımı hissettim (ömrümde ilk kez ağzıma alkol girmişti). Sonra hepsini tekneye (Türkiyeliler için: lavabo) püskürttüm, yarım saat su içtim üstüne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Buz dolabı demişken birgün televizyon kumandasını buz dolabında bulduğumu hatırlıyorum. Annem oraya nasıl girdiğini bilmediğini iddia etmişti. Ben de bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yine yukarıda bahsi geçen evdeki ilk koltuklarımız çok garipti. Nasıl anlatsam, hamak gibi sarkan bir kumaş bir yukardan bir de aşağıdan koltuğun çerçevesine takılıydı ve üstüne yastıklarını o hamağa koyuyordunuz. Çok iğrenç renkleri vardı, kahverengi sarı falan. Neyse, işte o hamak gibi kısımların arkasına geçer, koltuktan koltuğa dolaşırdım, amaç neydi, ele ne geçiyordu, hiç bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Çoraplarımı yarısına kadar çıkarır, dalgıçcılık oynar, yaratıklarla savaşır, bir sürü insan kurtarırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O dönemki en yakın arkadaşım bize bayağı yakında oturuyordu. Telefon edip bize gelmesini söyledim. Uzun süre gelmeyince kalkıp ben gittim (ne telefonu?), tam evlerinin arkasından geçerken babasının arkadaşın bana gelmesiyle ilgili kızdığını duydum. Ne dediğini hatırlamıyorum. Geri döndüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Mahalledeki arkadaşlarla top oynarken top patladı, topsuz kaldık. Dedik ki yol kenarında bekleyelim, yoldan geçen arabanın altına atalım, sonra da topumuzu patlattın diye yeni top isteyelim. Şimdi bir düşünün, 8 9 tane çocuk, sokağa karşılıklı dağılmışlar, hepsi yola ve gelecek arabaya bakıyor, bir çocuk da topun başında, elleri akarda kavuşturmuş, köşeye araba gelsin diye bekliyor. Yani hiç çaktırmıyoruz durumu. Araba geliyor, bizimki topu arabanın altına atacak ya, hah, ön cama atıyor, o nasıl bir dağılmadır görmeniz lazım, "ANNNEEEEEEE" diye eve koşuşunu çok iyi hatırlıyorum komşunun.. Sanki adam bizi öldürecek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatıralar, özel bölümlerle devam edecek! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-2092095839991637603?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/2092095839991637603/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/cocukluk-hatralar-bolum-1-ve-2.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2092095839991637603'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2092095839991637603'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/cocukluk-hatralar-bolum-1-ve-2.html' title='Çocukluk Hatıraları Bölüm 1 ve 2'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-5511486498864684596</id><published>2009-08-09T23:54:00.009+03:00</published><updated>2009-08-10T00:12:36.942+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Determinist</title><content type='html'>&lt;p&gt;Ara sıra film izleme geceleri düzenlediğimiz bir arkadaşla Rear Window izledikten sonra, nereden ve nasıl başladığını hatırlamasam da, bir hayat çözümü olayına girdik.. Bilinç, ruh, hafıza vs. derken konu Determinizm'e geldi ve uzun süre orada kaldı (sabah 3 sularına kadar).. Aynı şeyi 5. kez tekrarladığımı fark ettiğimde arkadaşın ne dediğimi anlamadığına (bence içtiği 2 Efes Dark'ın bunda etkisi vardı) karar verdim ve elime defteri alıp çizerek anlatmaya çalıştım. Çizimlerin bir kısmı benim, bir kısmı onun, kim içti kim içmedi ben yorum yapamıyorum açıkcası, size kalmış.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sn84w_UV08I/AAAAAAAAD38/ipAXlwWPlDU/s400/DSC_5008.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5368071695130547138" /&gt;Ondan sonra konu fala, astrolojiye falan girince koptum zaten..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekleme: Konunun nereden başladığını hatırladım! Olay çok ilginç olduğundan sizinle de paylaşayım, arkadaş ruh dediğimiz şeyin varolmadığını, bunun hafızandan ibaret olduğunu söylerek kendi hayatından bir tecrübeyi paylaştı. Tecrübe şöyle: Arkadaş halı sahada yere düşüp kafasını vuruyor. Sonra hiçbir şey olmamış gibi maça devam ediyor, maç bitiyor eve dönüş yolunda arkadaşları bir gariplik olduğunu farkediyor, 3 dakikada bir cep telefonunun nerede olduğunu vs. sorup duruyor. Arkadaşları da hemen revire götürüyor tabii.. Orada da durup durup bana ne oldu diye soruyormuş, hemşireler artık sıkılıp, otobüs çarptı, trafik kazası, damdan düştün falan deyip eğlenmeye başlamışlar çünkü saatler boyunca 3 dakikada bir bana ne oldu diye sorup durmuş.. Doktor bir şeyi yok, yakında kendine gelir demiş, arkadaş da 6 saat sonra tak diye kendine gelmiş ve kafayı vurduktan sonrasını hatırlamıyormuş (bunları da arkadaşları anlatmış kendisine).. Buradan da ruhun olmamasına bağladı hafıza ile ilgili bazı teorilerden ama orası ilginç değil, bu kısım süper ama ondan anlattım.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-5511486498864684596?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/5511486498864684596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/determinist.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5511486498864684596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5511486498864684596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/08/determinist.html' title='Determinist'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sn84w_UV08I/AAAAAAAAD38/ipAXlwWPlDU/s72-c/DSC_5008.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-3579807205871433209</id><published>2009-07-15T15:09:00.007+03:00</published><updated>2009-08-25T15:22:01.898+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tepki'/><title type='text'>Diplomatik Sır 2: 2 Kişinin Bildiği Sır Değildir</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sl3MVNHpXtI/AAAAAAAAD3k/2ARiRchezsI/s1600-h/demir_parmaklik.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 343px; height: 257px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sl3MVNHpXtI/AAAAAAAAD3k/2ARiRchezsI/s400/demir_parmaklik.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358663796311809746" /&gt;&lt;/a&gt;Öncelikle önceki bölümlerde yaşananları bilmeyenleri &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/diplomatik-sr.html"&gt;şuraya&lt;/a&gt; alalım. Ve işte son bir ayda olanlar:&lt;p&gt;Öncelikle haber anneme ulaşıyor. Annem doğal olarak inanılmaz sinirleniyor, benden de fazla. Hemen bir dilekçe hazırlayıp Kıbrıs Türkiye Büyükelçiliğine ve Türkiye Bulgaristan Büyükelçiliğine gönderiyor. Türkiye Büyükelçiliğinden alınan haberlere göre bu ilk kez yaşanmıyormuş, daha önce başka insanlara da olmuş, bizim de şansımıza, o hafta bu konuyla ilgili Bulgar elçiliği ile görüşme varmış. Annemden de olayla ilgilii bir şikâyet dilekçesi yazmasını rica ettiler. O dilekçe de görüşme sırasında götürüldü diye biliyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Annem için bu yeterli değildi tabii, &lt;strong&gt;kan akmalıydı!&lt;/strong&gt; Şaka tabii ki, ama bu gerçekten yetmedi. Nasıl bir mantıkla hareket etti bilmiyorum ama Pazar günü Ankara Bulgaristan Büyükelçiliğini arayıp bir sürü küfür ettiğini ve onları dava etmekle tehdit ettiğini söyledi. Birilerini daha bulup AİHM'e gidelim dedi. Anne sakin ol, geçti gitti festival, rahatla bir dedim.. Sakinledi sanırım sonra biraz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu sırada Eylem'in hayatında: ben kendimi çok az okula, biraz film izlemeye, bolca da moral bozmaya adayarak bir haftayı devirdim, Bulgaristan'a giden arkadaşlar döndüler. Ezi şöyle bir şey dedi postasında, aktarmama kızmaz umarım: &lt;em&gt;"Proje genç sinemacılara film yapmayı öğretmekten çok, diyalog geliştirmeye, insanların birbirleriyle kaynaşıp ileride işbirliği yapmalarını sağlamaya yönelik bir projeydi. Bu anlamda ben, Ayşe ve Andaç açısından çok verimli geçti. O yüzden şikayet dilekçeni yazarken &lt;strong&gt;“ileride alanında yetkin kişilerle işbirliği yapma fırsatını kaçırdım”&lt;/strong&gt; cümlesini de ekleyebilirsin. Hatta en önemlisi bu bence. Mesela Ayşe yapmayı düşündüğü filmine yapımcı buldu, Kodak’tan filmini 35 mm çekebilmek için film sözü aldı, Andaç kendisine staj ayarladı, ben de bir sürü future collaboration için birkaç kişiden söz aldım. Böyle bir fırsatı kaçırmış oldun yani, mutlaka ama mutlaka bunu yaz bence."&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yazıyorum. Yazacaktım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama bugün çok komik şeyler oldu. Anlatalım ve ayrıntıya girelim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günlerden bugün, 15.07.09 Çarşamba. Pasaportumu almaya gittim, önceki hafta bir kez daha gitmiştim ancak saat 13de gitmem gerekirken 13:30 diye hatırlayıp 13:40'da gidince, 14de mesaisi biten Bulgar güvenliklerin dahi bulunmadığı Bulgar konsolosluğunda bir başıma kaldım. O sıcakta o kadar yolu boşuna gelmiş olmak can sıkıcıydı. Neyse, bugüne dönelim. Hava kapalı olduğunda ve yağmur bir başlayıp bir durduğundan, serin havada gideyim de beklerken krize girmiyeyim bari diye aniden kalkıp konsolosluk yolunu tuttum. 12:50 civarında mekâna vardım. Vardığım anda yağmur bastırınca sıradakiler hemen kapalı kısma koştu, ben de cingözlük yapıp sırada önlere geçtim (yağmurlukla gitmiştim). Eleştirdiğim insanlar kadar çirkef biriyim yani. Baktım güvenlik kulübesinde vize alamadığım gün sohbet ettiğimiz güvenlik. Hemen tanıdı, biraz muhabbet ettik yine, sonra yemeğe gitti. Neyse, 13:20'ye kadar Bulgar güvenliklerin keyfini bekledik (geçen hafta da bekletselerdi bu kadar alacaktım yani pasaportu). Ben bu arada edindiğim engin tecrübeler neticesinde oradaki insanlara tekrar tekrar prosedürü anlattım. İlk kez gelince insan pek bilemiyor ne yapması gerektiğini. Biz kaşar sayılırız artık.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Büyük an geldi. Pasaportumun numarasının yazılı olduğu kâğıdı güvenliğe verdim, aramaya başladı, önlerde yoktu, ilerledi ilerledi "ulan hâlen mi yok pasaportum" diye geçirdim içten içe. Bu arada bir anda ellerime bakma ihtiyacı hisettim, ciddi anlamda istemsiz bir şekilde 2 elimle de parmaklıkları tutup güvenliğe baktığımı farkettim.. Acınası bir durum. Soununda en arkalarda bir yerde çıktı pasaport. Pasaportumu elime aldım. Normalde vize alamayanlara adam orada "no visa" diyordu. Bana hiçbir şey demedi, orada geçirdiğim günler sonunda tiksinti duygularımı kazanmış olan bu Bulgar güvenliğe teşekkür dahi etmeden ayrıldım, bir daha oraya gitmeyeceğim (umarım) ve çok mutluyum. Durağa gelince pasaportu açtım bakmak için sadece. Bir de ne göreyim! Güzeller güzeli Bulgar insanları bana 22.06.09 - 14.07.09 tarihleri arasında vize vermişler. Festival 21inde başlıyordu ve geç uçakla gitmem mümkün değildi. Yani vize benim hiçbir işime yaramıyordu, ama daha önce 'Diplomatik Sır' gerekçesiyle vermeyeceğiz dedikleri vizeyi vermişlerdi. Ezgi Hanım'a "katil olmak istemediğini biliyorum ama bunlar bana vize vermişler" diye mesaj attım. Hâlen cevap alamadım, bir şeyler yapmış olmasından korkuyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra annemi aradım, "anne bunlar bana vize vermişler" dedim. "Ben küfrettim diye vermişlerdir kesin" dedi. "Ne küfrü aney?" dedim, demez olaydım, annem birebir aynı sinirle, bütün telefon konuşmasını anlatmaya başladı, Ankara Büyükelçiliğini aramış (hani o Pazar günü olan görüşme bu) biri çıkmış telefona, oğluma vize vermemişsiniz şöyle böyle demiş. Karşıdaki adam da ben Türkçe bilmiyorum demiş. Tabii Türkiye Büyükelçiliğinde Türkçe bilmeyen bir görevliye denk gelen annem öyle tatlı sinirlenmiş ki.. Kendi ağzından aktardığı şekilde hatırladığım kadarıyla genelleyerek aktarıyorum "Ağzına sıçtıklarım oğluma vize vermediniz, eğitim ve ulaşım hakkını engellediniz. Bu yaptığınız insan haklarına aykırı hayvanlar" repliğini biraz daha değiştirerek söylemiş. Ki annemi tanıyanların şu anda çeneleri masadadır herhalde. Hatta bana bile anlatırken o kadar sinirlendi ki "bu çok sıçırık bir durum" dedi. Bok bile dememiştir annem ömründe bana karşı. Çok güldüm. Konuyu dağıttık yine, efendim annem böyle deyince, karşıdaki adam bir anda bülbül gibi Türkçe konuşur olmuş (?). Ben yetkili değilim elimden bir şey gelmez demiş, annem de (sinirlendi mi böyle olur) "o yetkiliyi bulup bu dediklerimi kelimesi kelimesine söylemezsen yarın sizi AİHM'e götüreceğim" demiş. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sl3WjYCLYwI/AAAAAAAAD3s/yGBbnFZ3eW8/s400/DSC_5006.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5358675034876109570" /&gt;2 gün önce diplomatik sır sebebiyle bana vize vermeyen Bulgarlar, ertesi gün bana vize verdiler. Yakın arkadaşlarıma derim, annemi hepiniz melek bilirsiniz ama dellendi mi çenesi çekilmez diye, Bulgarlar bile çekememiş yani, o derece.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yine fazla uzattık. Olay kısaca böyle. Artık cuma günü gerçekleşen (önceki yazıda bahsi geçen) telefonlaşmalardan mı  yoksa annemin pazar günki atraksiyonlarından mı bilemiyorum ama Bulgarlar bana vize vererek olayı örtbas etmeye çalıştılar sanırım zira konsolosluklardan da annem "işgal altında" lafını duyduğunu söylüyor. Sinirinden tam ne dediğini anlayamadım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ve artık vize almış olmama rağmen Bulgaristan'a gidememiş oluyorum. Yine bir şey değişmedi ama eğlendik, n'apalım..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ekleme: Az önce vizeyi incelerken vize üzerindeki pasaport numarasını yanlış yazdıklarını farkettim 967 yerine 697 yazmışlar. Gidip orada gümrükte mülteci durumuna düşmemi istediler herhalde.. Demek ki zamanında alsam bile giremeyebilirdim :).&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-3579807205871433209?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/3579807205871433209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/diplomatik-sr-2-2-kisinin-bildigi-sr.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3579807205871433209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3579807205871433209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/diplomatik-sr-2-2-kisinin-bildigi-sr.html' title='Diplomatik Sır 2: 2 Kişinin Bildiği Sır Değildir'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sl3MVNHpXtI/AAAAAAAAD3k/2ARiRchezsI/s72-c/demir_parmaklik.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-770867904069089919</id><published>2009-07-09T23:58:00.008+03:00</published><updated>2009-09-30T00:00:02.486+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görüntü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Kareler - Anlar - Anlamlar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZa1uEz_RI/AAAAAAAAD1M/5dMAxjELBQI/s1600-h/City+of+God(2)%5B(036613)20-54-41%5D.JPG"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 176px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZa1uEz_RI/AAAAAAAAD1M/5dMAxjELBQI/s320/City+of+God(2)%5B(036613)20-54-41%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356568685751565586" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Cidade de Deus&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/korler-icin-sinema.html"&gt;Körler İçin Sinema &lt;/a&gt;yazısında ve eklediğim yorumda (ki o yorumu da genişleterek yeni bir yazı olarak ele almayı planlıyorum) sinemada görüntünün öneminden bahsetmiştim. Daha blogu açmadan öncesinde bile aklımda olan yeni bir yazı dizisinin yine giriş yazısını yazıyorum sadece. Yani yine bir ilerisi için söz yazısı bu :). Kafamda ne kadar çok fikir olduğunu ancak bunları aktarmakta ne kadar zorlandığımı anlayabilirsiniz böylece. Bu serilerde bazen tek bir filmden pek çok kare, bazen de çeşitli filmlerden çeşitli kareler paylaşarak görüntünün gücünü ve o görüntünün altında yatan psikolojik anlamların benim görebildiğim ve anlatabildiğim kadarını paylaşacağım. Tabii umarım siz de yorumlarınızı eksik etmeyeceksin (at oltayı bakalım var mı tutan).&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 216px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZbnoLyR_I/AAAAAAAAD1U/-EfW8VrtURY/s400/narc.dvdrip.xvid-deity%5B(015105)00-05-11%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356569543163660274" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Narc&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu alandaki ilk yazı bir aksilik olmazsa &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0272207/"&gt;Narc&lt;/a&gt; üzerine olacak. O nedenle henüz izlemediyseniz ben yazıyı yazana kadar mutlaka izleyin, sonra spoiler verdi olmasın.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 215px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZcwQV_g1I/AAAAAAAAD1c/NC_k20_I2z8/s400/ed.wood.dvdrip.xvid.cd1%5B(086249)17-38-14%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5356570790894469970" /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Ed Wood&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Yazıyı yazmayı başardığım zaman görüşmek dileğiyle..&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 220px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sp6ORc0CBXI/AAAAAAAAD4s/uVNDaIyv3bI/s400/City+of+God(1)%5B(088001)16-34-11%5D.JPG" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5376891435570300274" /&gt;Bu arada tekrar hatırlatma ihtiyacı hissettim, bu alanda herhangi bir eğitimim yok. Okudğum, gördüğüm, dinlediğim, düşündüğüm şeyler sonucunda kafamda kurduğum şeyleri paylaşacağım. Bunlar kesin doğrudur, hepsi böyledir gibi iddialar tabii ki yok ortada. Film okumanın da, hatta görüntü okumanın da tek bir doğru yolu yoktur zaten.. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-770867904069089919?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/770867904069089919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/kareler-anlar-anlamlar.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/770867904069089919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/770867904069089919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/kareler-anlar-anlamlar.html' title='Kareler - Anlar - Anlamlar'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlZa1uEz_RI/AAAAAAAAD1M/5dMAxjELBQI/s72-c/City+of+God(2)%5B(036613)20-54-41%5D.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-6882619980797636630</id><published>2009-07-08T00:27:00.005+03:00</published><updated>2009-08-25T15:21:38.483+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Müzik'/><title type='text'>Annie Are You Ok?</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlO95_fu03I/AAAAAAAADzU/oOuDiRm6LZg/s1600-h/fft1_mf2140.Jpeg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 213px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlO95_fu03I/AAAAAAAADzU/oOuDiRm6LZg/s320/fft1_mf2140.Jpeg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5355833185868370802" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aslında yazılacak çok fazla bir şey yok, zaten geçen haftadan beri her yerde onun adı var. Ben sadece benimle ilgili kısmını yazacağım aklıma geldiğince.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Haberi ilk aldığımda çok da umrumda olmadı açıkcası, yaklaşık 11 yıldır hiç MJ dinlememiştim ve aklımda kalan son şey hakkında açılan (sonra da düşen) davalarıydı.. Popun kralıydı evet ama pop dinlediğim günler çok çok eskide kalmıştı. Yani çok da önemsemedim, öldü, iyi peki, geçmiş olsun.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra, iki gün önce, albümlerini indirdim tekrar, "kaç yıl oldu bir dinleyek be" diye.. Dangerous'ı bir açtım, ilk parçadan son parçaya kadar ezbere tüm albümü söyledim. Tüm dur kalkları, ritmleri, ses efektlerini, her şeyini.. Saniyesi saniyesine beynimde kazınmış olduğunu farkettim.. Ablam iki gün önce telefonda "MJ konusunda ne hissediyorsun?" diye sorduğunda "ee öldü işte yok bi şey" dediğimde neden şaşırdığını o an anladım. "Çok severdin" demişti. Hakikaten çok severdim. Hâlen de seviyormuşum.. Hem de çok..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Korsan diye bir şeyden haberimizin olmadığı dönemde, Kıbrıs'ta bırakın orjinallerini, kopyalarını bulamazdınız albümlerin. Dangerous albümü biz Amerika'dayken çıkmıştı. Oradan almıştım kasetini (sanırım tabii birebir hatırlamıyorum eline geçtiği ânı). Kitap gibi açılan ve şarkı sözlerinin yazdığı kapak içi ve albüm kapağı hâlen aklımda. Bad ve Thriller'ı ise annem Türkiye gittiğinde oradan aldırmıştım. Tekrar tekrar tekrar dinlerdim, ama en güzeli de Dangerous'tı doğrusu (It needs a half of me to Jam!).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sonra tabii büyüdükçe unuttuk.. Bak adam öldü dediler, yüzüne bile bakmadık.. Sonradan geldi bana dalga.. Üzüldüm be MJ gitmene, valla o dans edişini bir canlı göremedim, o ayaklarını muhteşem kullanışını, muhteşem duruşunu, muhteşem danslarını, kusursuz Moonwalkunu.. Göremedik ulan.. Bir o artık uzaylıya çevirdiğin yüzüne bakamaz olmuştum, eski fotolarınla idare ederim artık.. Niye bakacaksam onlara da (why you wanna trip ooon meee)..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eğer gerçekten öldüysen MJ, güle güle. Yok ölmediysen, kendini yaktın haberin yok, sakın çıkma ortaya :). Yok evinde hayaleti varmış, yok cesedi hareket etmiş.. Kalbimizdesin MJ.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Güle güle..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-6882619980797636630?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/6882619980797636630/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/annie-are-you-ok.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6882619980797636630'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6882619980797636630'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/annie-are-you-ok.html' title='Annie Are You Ok?'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SlO95_fu03I/AAAAAAAADzU/oOuDiRm6LZg/s72-c/fft1_mf2140.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-5234616353224184401</id><published>2009-06-28T23:26:00.005+03:00</published><updated>2009-06-29T01:41:13.342+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Yapım (ÖSS)'si Giriş:</title><content type='html'>&lt;p&gt;Söz verilen yazı dizimize başlayalım bakalım. Çok az veya en kötü ihtimalle düşük maliyetlere film kalitesi arttırmanın yolları konulu yazı dizimizin bu ilk bölümünde, film aşamalarından başlamayacağız. Aslında ilk niyetim oydu ancak başlamadan önce kısa bir giriş yazayım dedim, başlı başlına bir yazıya dönüştü. Çok uzun olacak bu yazı serisi çok :(. O nedenle gecikmelerden dolayı kusuruma bakmazsanız çok sevinirim. Kolay bir şey değil böyle bir yazı yazmak. Zira bir yandan yaz okulunda derslere giriyor, bir yandan da Ağustos başına inanılmaz alakâsız bir bölüm için bitirme tezimi hazırlamaya çalışıyorum (Jeoloji Mühendisi olacak abisi). Tabii bölüm yerine yıllardır nelerle uğraştığımı görebiliyorsunuz, o nedenle 7 senede anca bitirebileceğim. Ondan sonra Müyendis bey yapacağım blogun adını.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Giriş bölümünde yapımın tüm aşamalarından önce gelen genel bazı şeylerden bahsedeceğim. Hiçbir işe atılmadan önce gelen olmazsa olmazlarımız (olması gereken şeyler).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Amatör ve hobi amaçlı çekimlerde en önemli şey çevrenizdir. Bulması ve elde etmesi en zor şey de budur zaten. Sizi seven, en olmadı size inanan insanlar. Çünkü her şeyi tek başınıza yapmanız mümkün değil. En sonunda bir yerde fire vereceksiniz. Hele de senaryonuz tek mekânda ve az oyuncuyla geçmiyorsa işler gittikçe karışacaktır. İşten az çok anlayan, anlamasa bile size güvenip sözünüzi dinleyecek kişileri tanımak, hiçbir şeyde olmazsa ekipman ve mekân bulunması sırasında yardımcı olur. Ama sette edebilecekleri yardım çok daha önemlidir. Tabii ki bunlar karşılıksız şeyler değildir. Yeri geldi mi ihtiyaçta bir arkadaşınızın yardımına koşmak da sizin görevinizdir. Çekeceğiniz filmin çekilmesini sağlayan onlardır, o nedenle o insanlara hakettikleri saygıyı göstermeyi unutmayın. Profesyonel olmadığımızı varsayarak, o insanların sadece size yardım etmek için orada olduklarını unutmayın. Onları sevin :).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Profesyonel herhangi bir sette bulunmadım. Birden fazla film çekmiş bazı insanların birkaç setinde birden de bulundum ve üzülerek gördüm ki her filmlerinde ekip de değişiyorlardı. Bunun açıklaması çok basit, insanların emeğine saygı göstermiyorsunuz demektir. Onlar da bunun bilincindedir ki bir sonraki filmlerinde tamamen farklı insanlarla çalışırlar. Para vermediğiniz hiçbir insana emir veremezsiniz, para verdiğiniz zaman bile rica etmek çok daha fazla verimle size geri dönecektir. O nedenle insana  saygı, doğası gereği her daim gergin olan set ortamında çok önemlidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tabii bu işe yeni yeni giriyorsanız nasıl çevre edineceksiniz? Okullu iseniz zaten oradan ufak ufak çevre edinmeye başlıyorsunuz, çevreden başka fazla işe yaramadıkları da ortada zaten, onun dışında ise tabii ki en kolay yol bu işlere özel açılmış forumlar veya iş ilanı siteleri, mail grupları vs.ler. İnternet üzerinde pek çok böyle ortam mevcut. Görsel sanatlara yeni ilgi duymaya başlayanlar için &lt;a href="http://www.filmfabrikasi.com/"&gt;Film Fabrikası&lt;/a&gt; forumları iyi bir başlangıç noktası olabilir, ama dediğim gibi daha onlarca site, mail grubu ve oluşum var, gözleriniz açık olmalı ve devamlı aramalısınız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çok önemli bir diğer konu ise bilgi birikimi ve tecrübedir.  Tecrübeden önce bilgi birikimi sağlamak, sonra o birikim ile tecrübe kazanmak em doğru yol. Bilmeden çektiğiniz her güzel kare, rastlantıdan öte bir şey değildir. O nedenle gereken her konuda kendinizi donatabilmeniz çok önemli. Bilgi birikimi, diğer bir deyişle bir şeyin nasıl elde edilebileceğini bilmek, beklenmedik problemleri de çözebilmenin en hızlı ve iyi yoludur. Sette her zaman problemler çıkacaktır, bir şey istediğiniz gibi görünmeyecektir/olmayacaktır. Bilgisiz bir ekip hemen saçma bir çözüm üretip, sonuçta çok büyük olasılıkla felaketle sonuçlanacak bir şeyler çıkaracaktır ortaya. Çok ender olarak beklenenden iyi sonuçar doğabilir, ancak işi rastlantıya bırakmak, üstelik de bu kadar çok emek ve zamanın harcandığı bir alanda, mantıklı bir hareket değil bana göre.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Seyirciyi filme çeken en önemli şey atmosferdir. İyi bir atmosfer yaratıldığı takdirde konu ortada olmasa dahi seyirci filme kilitli kalacaktır. İyi bir atmosfer ise bir filmde elde edilmesi en zor şeydir. Kullandığı her şeyi, yani sesi, metni, oyuncuyu ve en önemlisi de görüntüyü bilmeyen birinin atmosfer yaratması çok zordur. Bu konuların çoğuna serinin çeşitli yerlerinde de değineceğimden burada ayrıntılara girmiyorum. Ama bilginin önemini tekrar vurgulamak istiyorum. "&lt;strong&gt;Teorik bilgiyi boşver, çekerek öğreniriz&lt;/strong&gt;" önermesi çok yanlış bir önermedir, bilgisizlikten dolayı söylenir. Elbette çekerek öğrenilecek çok şey vardır, ama önce bunun altının doldurulması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Güzel bir söz vardır; "&lt;strong&gt;Yeteri kadar ön hazırlık diye bir şey yoktur&lt;/strong&gt;". Evet, yapım öncesi, asla bitmez. Siz bir şekilde "tamam, artık bu kadarı yeterlidir" diyene kadar sürer. Yapım öncesi bir filmin oluştuğu, gerçekten çekildiği yerdir. Gerisi sadece onu peliküle düşürmek ve seyirciye sunulacak hale getirmekten ibarettir. Birinci bölüm tamamen bu konuyu anlatacağından uzatmıyoruz bu konuyu da.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son olarak da bilinçten bahsedelim biraz. Ne istediğini bilmeyen bir insan, ortaya iyi bir şey koyamaz. Sadece çekmek için çekilmiş bir eser bunu belli eder. Bir yerleri sarkar, iyi olmaz. Bana arkadaşlarımın en çok sordukları konu neden film çekmediğimdir. Bunun birkaç sebebi var ve evet biliyorum, &lt;strong&gt;bir şeyi yapmamak için her zaman onlarca mazaret vardır. &lt;/strong&gt;Ancak bir şeyi yapmak için de tek bir etken yeter. Ben şahsım adına henüz beni deşecek şeyi bulabilmiş değilim, bir şeyi anlatmadıktan sonra da film çekmek gibi bir amacım yok. Bir şey anlatmak derken ille özgün bir metinden bahsetmiyorum. İnsan teknik anlamda da bir şeyler anlatabilir. Ancak yeterince olgunlaşmamış her fikir, yukarıda da dediğim gibi bir yerden fire verecektir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yani demem odur ki fikirleriniz yeterince olgunlaşmadan bir acele ile projelere atılmak, özellikle de iyi fikirleri hemen harcamak hiç doğru bir şey değil. Sabır en önemli erdemlerden biridir ve gerek proje geliştirme aşamasında gerekse de yapım öncesinde sabır çok önemlidir. Diğer aşamalarda da tabii ki önemlidir ancak bu iki aşamada olayı aceleye getirmemek çok daha iyi sonuçlar getirecektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Evet, mutlaka bir şeyler eksik kalmıştır, ama devamlı yazıyı düzenleyip ekleme yapmak istemiyorum. O nedenle eksik konuları da diğerlerinin arasına yediririz artık. Ya da kitaplaştıracağım zaman düzenlerim yeniden :). Pek işe yarayan bir yazı değil biliyorum ama söz, esas seri başladığında bol bol önemli şey anlatacağım ve tabii ki o yazılar asla bu kadar kısa olmayacak :).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Bu arada yeni bir klavye aldım. Yazım keyfi inanılmaz güzel, çok ince ve sesi de çok tatlı, yazdıkça yazasım geliyor. O nedenle böyle saçma bir cümleyi de ekledim araya. Ama hakikaten çok keyifli, bir de yanında gelen fare de iyi olsaydı, felaket bir şey kendisi, oysa benim amacım fare değişmekti, klavye değil..&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-5234616353224184401?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/5234616353224184401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/yapm-osssi-giris.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5234616353224184401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5234616353224184401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/yapm-osssi-giris.html' title='Yapım (ÖSS)&apos;si Giriş:'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-7218795431480420462</id><published>2009-06-25T13:06:00.003+03:00</published><updated>2009-08-25T15:21:11.919+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tepki'/><title type='text'>Dinler yarışıyor</title><content type='html'>&lt;p&gt;Ciddi anlamda yorumlamakta ve anlamlandırmakta zorlanıyorum. Nasıl bir format olacak, neler yapılacak, amaç nedir, bu insanlar nasıl insanlar gibi şeyler geçiyor kafamdan, hakikaten inanılır gibi değil.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"&lt;strong&gt;Televizyonda dinler yarışacak!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda bu da oldu. Bir televizyon kanalı eylülde 'Tövbekarlar Yarışıyor' adlı program başlatıyor. 1 imam, 1 papaz ve 1 budist rahip, 10 ataiste kendi dinlerini kabul ettirmeye çalışacak.&lt;/strong&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ama daha beteri var:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Bizce İnanç güzeldir; kalbinizdeki ve zihninizdeki tüm düğümleri çözer. &lt;strong&gt;Sizce Tanrı’ya inanmamak bir inanç olabilir,&lt;/strong&gt; ancak bizce bu bir sınır. Sınırlarınızı bütün dinleri sorgulayarak aşın."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tanrı'ya inanmamayı inanç olarak adlandıran bir program yapıncısından neler beklememiz gerektiğini hayal dahi edemiyorum. Saçma cümleler bunlarla sınırlı da değil..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Beyninizi uyuşturan ve size hiçbir şey kazandırmayan diğer yarışmalardan bıktınız mı?"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Beyin uyuşturmak? Birader din diyorsun..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"‘Tanrının Varlığı’nı ispat edecek? ‘Beni kimse ikna edemez, ben onları ikna ederim’ diyorsanız mutlaka bu yarışmadaki yerinizi alın…"&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Buna yorum dahi yapamıyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ödüller güzel ama bak.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDetay&amp;amp;ArticleID=942192&amp;amp;Date=25.06.2009&amp;amp;CategoryID=77"&gt;Kaynak ve daha fazlası..&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben gidip biraz dinleneyim en iyisi, beynim patladı bir anda.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-7218795431480420462?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/7218795431480420462/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/dinler-yarsyor.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/7218795431480420462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/7218795431480420462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/dinler-yarsyor.html' title='Dinler yarışıyor'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-3657516055298392598</id><published>2009-06-22T02:45:00.013+03:00</published><updated>2009-08-25T15:20:51.484+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Fotoğraf'/><title type='text'>Portreler; Çünkü farkı insan yaratır</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 266px; height: 400px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sj7I7h0ObQI/AAAAAAAADSg/r4-tO-EtwLM/s400/Erdem+1.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349934332377984258" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Erdem - 17.11.2008&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Fotoğraf çekmiyorum uzun zamandır. Bu konuda kendimi neredeyse 0 yetenekli kabul ettiğimden fotoğraf çekmekten keyif alamıyorum. Çekecek olduğumda da elim hep portrelere gidiyor. İnsanları çekmeyi seviyorum çünkü (bir de çok geniş açılı fotoğrafları seviyorum ama öyle bir objektife para ayıramadım henüz, kocamanlığın içindeki küçük insan figürü beni büyülemiştir hep). Portrelerin farklılığından yeteneksizliğimi anlayabilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Portreler serisi yıllardır çektiğim portrelerden oluşacak. Bunların tamamı sayısal makinelerle çekilmiş (aşağıdakiler Nikon d50) fotoğraflar, ancak artık sayısal fotoğraftan o kadar soğumuş durumdayım ki sadece portre çekmek için bir filmli makine almayı planlıyorum. Kendim yıkayabileceğim yer de buldum, tekrar fotoğraftan keyif alabilirim belki böylece.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu arada sayısal ortamda fotoğrafla oynamaya sıcak bakan bir insanım, o nedenle fotolarda bol oynama var. Birkaç fotoğraf ile başlayalım, ara ara yine eklemelerde bulunacağım. Gelişme olursa onlardan da haberdar ederim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Portler; Çünkü farkı insan yaratır &lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sj7HWxf1LOI/AAAAAAAADSA/xePxjj12nAY/s400/Güzel+anam.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349932601420623074" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Güzel Annem - 18.08.2007&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sj7HzWQO1dI/AAAAAAAADSI/kIhDYgCCuiw/s400/Mino+Can.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349933092323644882" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Can - 10.02.2008&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 266px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sj7IN3TtXiI/AAAAAAAADSQ/JetsKm1KUAU/s400/Deno.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349933547873197602" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Deno - 11.08.2007&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 374px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sj7Ikok4SVI/AAAAAAAADSY/576p7xVcjKY/s400/Özer.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5349933939055675730" /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Özer - 03.09.2008&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Fotoğrafların renk ayarlarını kendi dandik LCD monitörümde yaptım, aynı marka ve model monitörler bile farklı görüntüğü verdiğinden benim burada yaratmak istediğim etkinin ne kadarı sizde belli olacak bilemiyorum. Elden gelen bu.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-3657516055298392598?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/3657516055298392598/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/portreler-cunku-fark-insan-yaratr-1.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3657516055298392598'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3657516055298392598'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/portreler-cunku-fark-insan-yaratr-1.html' title='Portreler; Çünkü farkı insan yaratır'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Sj7I7h0ObQI/AAAAAAAADSg/r4-tO-EtwLM/s72-c/Erdem+1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8272874112245865053</id><published>2009-06-20T00:03:00.007+03:00</published><updated>2009-08-25T15:20:33.301+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tepki'/><title type='text'>Diplomatik Sır!</title><content type='html'>&lt;p&gt;Haziran 4'te belli olmuştu her şey ama, ne olur ne olmaz, bir sorun çıkarsa diye vizem çıkana kadar siz dostlarla paylaşmayayım demiştim. &lt;a href="http://www.filmfabrikasi.com/forum/viewtopic.php?f=9&amp;amp;t=5568"&gt;Film Fabrikası&lt;/a&gt;'ndaki dostlar biliyordu tabii (oradan duyup katılmıştım zaten). İyi ki de yazmamışım zira olan oldu, gidemiyoruz. Açıklayalım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Kişisel yorumlarımı yaptığım kısımlarda abartmalar mevcuttur. Onun dışındaki her şey birebir yaşanmıştır)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(Bu yazı yazıldıktan sonra yaşananları &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/07/diplomatik-sr-2-2-kisinin-bildigi-sr.html"&gt;buradan &lt;/a&gt;okuyabilirsiniz)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.inthepalace.com/"&gt;7. In the Palace &lt;/a&gt;Kısa Film festivali kapsamında 20-27 Haziran 2009 tarihleri arasında Bulgaristan'ın Balchik kasabasında gerçekleştirilecek atölyelerden birine katılma hakkı kazanan 4 Türk'ten biri olduğumu öğrendim. Mutluluk tavan tabii. Hemen gerekli işlemleri gerçekleştirmeye başladım. Pasaportumu süresini uzattıktan sonra sıra Bulgaristan vizemi almaya geldi tabii. Gariplikler de orada başladı zaten.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konsolosluk randevu sistemiyle çalışıyor. Yani telefon ediyorsunuz, size şu gün şu saatte gelip belgelerinizi verin diyor ve bir düzine belge sayıyor. Tabii sadece bu randevuyu alabilmek için dahi 23 Türk Lirası istiyorlar sizden. Paşalar gibi veriyorsunuz. Ayrıca bir seyahat sigortası ve vize başvurunuz için 60 avro talep ediyorlar. Talebiniz acilse, yani 4 gün içinde istiyorsanız 120 avro istiyorlar. Diğer elçiliklerin bunun yarı fiyatına 2 günde vize verdiklerini düşününce insan biraz garip oluyor tabii. Ama olsun, festivale katılacağız, verdik hemen (ki sonradan öğrendik ki festival AB destekli olduğundan onu da vermek zorunda değilmişiz).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Randevu gün ve tarihinde geldik efendim, tabii ne yapacağını bilememenin heyecanı ile 1,5 saat erken vardım kapının önüne, 1 saat de geç çağrıldığımı hesaba katarsak 2,5 saat bekledim. Kapı dediysek, öyle normal kapı değil. Hayalimde ofis tarzı bir yerin bekleme odasında adımızın mikrofonla okunacağını falan düşünmüştüm nedense, oysa bildiğiniz parmaklıklı bir hapishane kapısı arkasından küçücük bir deliği açıyor güvenlik, oradan isimleri okuyup içeriye alıyor sizi, insanlar parmaklıklardan belgelerini uzatıyor vs. Spielberg filmindeymişsiniz gibi bir ortam oluşuyor. Tabii onun filmlerinde yaz güneşi tepenizde sizi yakmıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Tek kelime Türkçe bilmeyen çalışanlar içerisinde belgelerimin arasındaki eksikleri doldurmaya çalışıyorum. Şurası boş diye işaret ediyor, o bilgiler bize gelmedi diyorum, omuz silkip gidiyor. 2 3 dakika gelmiyor bu Türkçe bilmeyip de Türkiye elçiliğinde çalışan bayan. Sonra geliyor, ben tabii ki aynı şekilde bekliyorum. Yine &lt;em&gt;buralar boş&lt;/em&gt; diyor, güvenlik geliyor ona söylüyor, diyorum &lt;em&gt;bilmiyorum birader&lt;/em&gt;&lt;em&gt;, organizatörü arayıp sorayım hemen&lt;/em&gt; diyorum, &lt;em&gt;no phone&lt;/em&gt; diyor bana &lt;em&gt;dışarıda ara&lt;/em&gt; diyor. &lt;em&gt;Çıkarsam girebilir miyim&lt;/em&gt; diyorum, &lt;em&gt;hayır&lt;/em&gt; diyor (bunları vücut dili ile anlatıyoruz birbirimize, hayal edin). Neyse, uğraş didin, kadın sonunda Bulgar dilinde yazılmış davetiye mektubunun üzerinde doldurmam gereken kısımları işaretliyor, yazıp veriyorum. Bir kâğıda bir tarih yazıyor ve bana uzatıp önündeki masayı seyre dalıyor. Bu Bulgarcada git demek sanırım diye düşünüp gidiyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Kâğıdın üstündeki tarih 1 hafta sonrası. Büyük bir mutluluk ve heyecan içerisinde gidiyorum bir hafta sonra hapishane kapısına yine. Bu sefer ortama göçmen kampı havası hâkim. Dışarıda sıra bekliyorsunuz tabii ama tüm akıllı Türkler araya kaynıyor, ekmek uzatılan küçücük  delikten size verilen kâğıdı uzatıyorsunuz ve güvenlik pasaportunuzu bulup veriyor. Bu şanslı iseniz oluyor tabii.. İlk gün yarım saat kapıda bekledikten sonra, vize talebime cevap gelmediğini ve daha sonra tekrar gelmemi söylediler bana. &lt;em&gt;Her gün gidip gelmeyeyim, arayıp sorabileceğim bir telefon var mı&lt;/em&gt; dedim, verdiler. Hemen organizatörlere haber verdim, bana verilen numaranın tüm gün meşgul çaldığını, en son saat 5'te çalmaya başladığını o zaman da kimsenin telefonu açmadığını öğrendim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertesi gün yine düştüm yollara (Bulutsuzluk'tan Yine Düştük Yollara gelsin). Geldik kapıya, akıllandık tabii artık, 40 dakika kala geldim!!! Nasıl akıl ama. Bu sefer en öndeyim sırada, 2 bayanla tanışıyorum, biri psikolog, 2 çocuğu var, nereli olduğunu unuttum, zamanında göç etmiş, Boğaziçi mezunu, &lt;em&gt;biz öğrenciyken Bulgaristan'a otobüsle haftasonu ziyarete giderdik, şehri sorarlar, en basit şeyleri bile merak ederlerdi&lt;/em&gt; dedi. Pasaportunda 10 yıllık Amerika vizesi var, üstelik sadece 20 gün için başvurmuş, 10 yıl vermişler. Geçen sene aynı bilim konferansına başvurmak için yine bu elçiliğe geldiğinde 3 günde almış vizesini. Bu sene vermiyorlar efendim. 2 günlük vizeyi hanıma vermiyorlar. Moralim bozuluyor tabii, acaba bana da mı vermeyecekler diye düşünüyorum. 40 dakika kadar bekliyoruz bayanla, o da önceki gün gelmiş, &lt;em&gt;eksik belgen var&lt;/em&gt; deyip geri göndermişler, uçağını ertesi güne erteletip gelmiş belgeleriyle. Bana yine cevap gelmedi dediler, döndüm yine, &lt;em&gt;u&lt;/em&gt;&lt;em&gt;marım alır bayan da bu akşam gider, son gününe yetişir konferansın&lt;/em&gt; diyorum.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ertesi gün yine oradayım, bu sefer çok akıllandım ama, trafik sıkışıklığının da etkisiyle 20 kala kapıdayım. Yine kalabalık, yine verdik kâğıdı, adam bakıp bulamadı, kenarda bekle dedi. &lt;em&gt;Tamam, kesin yetişmeyecek&lt;/em&gt; dedim bu sefer. Günlerden cuma, pazar uçak var, her şey ayarlanmış ve cevap belli değil. 15 dakika bekledikten sonra baktım önceki günki bayan gelmiş yine. &lt;em&gt;Vermemiş ipneler&lt;/em&gt; diyorum, kızıyorum. &lt;em&gt;Pasaportlarımızı almaya geldik, onları da vermiyorlar, dilekçe yazdık&lt;/em&gt; diyor. &lt;em&gt;Nasıl insanlar bunlar&lt;/em&gt; diye geçiriyorum kafadan. 20 dakika bekliyorlar, anca veriyor adamlar pasaportlarını. Ama bugün kadın çok sinirli, onu farkediyorum. Beklediği 20 dakika boyunca neler yapacağını, nerelere nasıl şikâyet edeceğini anlattı. &lt;em&gt;Keşke herkes bu kadın gibi olabilse&lt;/em&gt; diye geçirdim içimden. Tam bunları düşünürken komisyoncular geldi. Komisyoncu nedir? Elçilik önünde bekler bu amcalar, çok acil vize mi lazım? Verirsiniz biraz para, bunların tanıdıkları vardır içeride, 2 günde alırsınız vizenizi, siz mutlu, onlar mutlu, kapıdaki güvenlik mutlu, içerideki adam mutlu. Bunun bir diğer adı, rüşveti meşrulaştırmaktır ve sosyal etiğin bir numaralı ihlallerinden biri, yolsuzluğun en temel örneğidir. Adamlar çatır çatır vizelerini alırken, biz kapıda bekliyoruz. &lt;em&gt;İşte geldiler&lt;/em&gt; diyor kadın, &lt;em&gt;bunları da yazacağım, hepsini de göndereceğim Baş Konsolosluğa&lt;/em&gt; diyor. &lt;em&gt;Buradan elle yazıp verecektim ama bunlar çöpe atar ulaşmaz&lt;/em&gt; diyor. &lt;em&gt;Elektronik postayı da sallamazlar bence&lt;/em&gt; diyemiyorum kadının yüzüne, ama o kadar katılıyorum ki, veriyorum posta adresimi, &lt;em&gt;örnek mektubu bana da atın, ben de kendime göre düzenleyip atayım&lt;/em&gt; diyorum. Umarım yarın ya da öbür gün gönderecek. Kadın sonunda pasaportunu alıyor ve gidiyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben yine başlıyorum beklemeye, bakıyorum kapıda bir genç derdini anlatmaya çalışıyor güvenliğe, elindeki kâğıda bakıyorum, benim davet mektubunun aynısı, yaklaşıyorum Palace yazıyor kâğıtta, &lt;em&gt;gel abi, dinlemezler seni boşver&lt;/em&gt; diyorum. Tanışıyoruz, sohbet ediyoruz. Bu arada adımı çağırıyorlar, cevap yok diyorlar. Türkçe bilmediklerinden başlıyorum İngilizce anlatmaya derdimi, &lt;em&gt;pazar uçak var reis, nasıl cevap yok&lt;/em&gt; diyorum, duvarda asılı olan P.ztesi-Cuma 9-12 yazısını gösteriyor, &lt;em&gt;Are you fuckin' kidding me&lt;/em&gt; demek istiyorum, diplomatik krize yol açar diye &lt;em&gt;one minute&lt;/em&gt; diyorum, &lt;em&gt;pazar uçak&lt;/em&gt; diyorum, &lt;em&gt;yetkili biriyle görüştür&lt;/em&gt; diyorum &lt;em&gt;no&lt;/em&gt; diyor. Hemen organizatörleri arıyorum, bir şok da onlar yaşıyor, ısrar et gir, ben de Bulgaristan'ı arıyorum diyor. Kapıya gidiyorum, &lt;em&gt;sör one minute, yetkili biriyle konuşmam lazım&lt;/em&gt; diyorum, &lt;em&gt;ben sadece güvenliğim, bak biz iki güvenlikten başkası yok içeride&lt;/em&gt; diyor (ben o sırada Bulgar elçiliğinde bir görevlinin Bulgarca dışında bir dil bilmesinin şokunu yaşıyorum).&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Organizatörler arıyor, &lt;em&gt;bekle kapıda, içeriye ulaşmaya çalışıyoruz&lt;/em&gt; diyorlar. Tanıştığımız arkadaşla 1,5 saat kadar sohbet ediyoruz, &lt;em&gt;umarım Pazar görüşürüz abi&lt;/em&gt; deyip, telefonları değiş-tokuş edip ayrılıyoruz. Ben beklemeye devam, arada organizasyondan arıyorlar &lt;em&gt;şu anda şu görevli bu elçiyle konuşuyor az daha bekle olacak bu iş&lt;/em&gt; diyorlar. Çabaları cidden beni çok mutlu ediyor ama alamayacağımı anlamış gibiyim artık o vakit, peki bekleyelim diyoruz, 3 te buluşacağım arkadaşıma (hani aşağıda fragmanı olan Temas filmini çeken arkadaş, son rötüşları atacağız da filme) saat 3,5da &lt;em&gt;abi hâlâ konsolosluktayım&lt;/em&gt; diye mesaj atıyorum. Saat beşe kadar kapıdaki güvenlikle kanka oluyorum. Konuşmadığımız konu kalmıyor artık, kız arkadaşlarımızla ilk nasıl tanıştığımızı bile öğreniyoruz, arada organizasyondan &lt;em&gt;şimdi konsolosla görüşüyorlar, birazdan olacak&lt;/em&gt; ve benzeri aramalar geliyor, arkadaşa mesaj atıyorum, &lt;em&gt;yarım saat daha&lt;/em&gt;. Saat 17:13'te geliyor son telefon (telefon kayıtlarından baktım yoksa o kadar ağır bir travma yaşamış değilim) ve &lt;em&gt;Eylem sana vize vermiyorlarmış&lt;/em&gt;&lt;em&gt;.&lt;/em&gt; diyor. &lt;em&gt;Neden?&lt;/em&gt; diyorum, '&lt;em&gt;Diplomatik sır'mış, söylemiyorlar&lt;/em&gt; cevabını alıyorum. Türkçe tercümesi ise sanırım "&lt;strong&gt;&lt;em&gt;İşgal altındaki topraklarda doğmuş olduğundan seni ülkemizde istemiyoruz&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;" gibi bir şeydir (bilmeyen için Lefkoşsa-Kıbrıs doğumlu, KKTC/TC çifte vatandaşıyım). &lt;em&gt;Birader benim için bu kadar uğraştığınıza değer mi&lt;/em&gt; diye geçiriyorum içimden. Organizatör Ezgi hanım o kadar üzgün ki ben onu telkin etmeye çalışıyorum. O vakte kadar çoktan ümidi kaybetmişim zaten. Bitirme tezi yetişmeyecekti, o yetişir bari diyorum, tutuyorum evin yolunu. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bitiriyoruz filmi, ses için Kerem'e gönderiyoruz. Bulgaristan maceram ise başlamadan böylece sonlanıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Her şeyden sonra, Ezgi Yalınalp'a çok teşekkür etmek istiyorum. Elinden gelen her şeyi ama her şeyi yapmasına rağmen Bulgaristan bürokrasisini aşamadık. Eve geldiğimde bir postasını görüyorum, üzgün olduğunu yazıyor, vallahi diyorum beni geçtim bu kadına yaptığınız ayıp.. Buradan tekrar çok teşekkür ediyorum kendisine ve ileride yüzyüze tanışabilmeyi de umuyorum. Vize istemeyen bir bölgede olması temennisi ile tabii, yoksa benim iş yine zor..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben henüz pasaportumu da  geri almış değilim. Pek gidesim yok..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8272874112245865053?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8272874112245865053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/diplomatik-sr.html#comment-form' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8272874112245865053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8272874112245865053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/diplomatik-sr.html' title='Diplomatik Sır!'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-4973769472807247100</id><published>2009-06-17T14:36:00.008+03:00</published><updated>2009-08-25T15:20:08.850+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Beklenen Filmler'/><title type='text'>40 ve Rec²</title><content type='html'>&lt;p&gt;40 adlı bir filmin fragmanına denk geldim nette dün, kendisi RED ile çekilmiş ilk Türk filmi olacak sanırım. RED ile filmden ayırt edilmesi çok güç görüntüler alınabileceğini daha önce gördük. (bkz. &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0448011/"&gt;Knowing&lt;/a&gt;). Film her ne kadar sayısal olduğunu belli etse de görüntüler gayet güzel görünüyor. Merakla bekliyor, fragmanı paylaşıyoruz efendim..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/1nL0SxpjffU&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://40thefilm.com/"&gt;Filmin sitesi&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Düzeltme: RED ile çekilen ilk Türk filmi değilmiş film, ama ana-akım ilk film olacak sanırım. Bir de yapımcı Amerika-Türk ortak olduğundan tam Türk filmi de sayılmıyor ne yazık ki.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ayrıca güzeller güzeli, tarihin en iyi gerilim/korku filmlerinden &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt1038988/"&gt;Rec&lt;/a&gt;'in de devamı geliyor. Dünyanın en yaratıcı fikri denilemese de fikir bence çok iyi ve ikinci film de sanırım ilki gibi bildiğimiz tüm klişeleri bilmediğimiz şekillerde kullanarak bizi altüst edecek, sinir sara krizlerine sokacak.. Daha da merakla bekliyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="853" height="505"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/OsjELlsHiC4&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1&amp;amp;rel=0" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-4973769472807247100?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/4973769472807247100/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/40.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4973769472807247100'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/4973769472807247100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/40.html' title='40 ve Rec²'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-5032785914799422556</id><published>2009-06-14T02:00:00.005+03:00</published><updated>2009-06-18T23:20:11.658+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Film'/><title type='text'>Temas, Post Apokaliptik Kısa Film</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SjQyxX2UkXI/AAAAAAAADR4/K4aE5TQlwTo/s1600-h/afisr.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 283px; height: 400px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SjQyxX2UkXI/AAAAAAAADR4/K4aE5TQlwTo/s400/afisr.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5346954481392456050" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşım Bünyamin Bayansal ile daha önce çalışmamıştık. Ancak bu sefer bir felaket sonrası filmi çekmeyi düşündüğünden kurgu için hemen beni çağırdı tabii, biliyor fetişi :). &lt;p&gt;Neyse, çekimleri de Beykoz'da muhteşem bir yerde yaptık. Öyle muhteşem bir yerdi ki, sağımızda Sinan Çetin limonisi, solumuzda Mustafa Altıoklar (ikisi de reklam filmi çekiyordu), karşımızda Kurtlar Vadisi çekimleri için gelmiş ellerinde silahlarıyla takım elbiseli abiler, polis arabaları vs. Eski bir kundura fabrikası mekân.. Ama öyle böyle değil, yaklaşık 50 yıldır terkedilmiş olduğundan inanılmaz güzel post apokaliptik bir dokusu var dolasıyıla film ve fotoğraf çekimleri için bolca kiralıyor sahipleri. Biz de bir şekilde girip filmi orada çektik. Elime hiç fotoğraf gelmediğinden paylaşamıyorum ama olur da gelirse paylaşırız.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filme bugün güzel bir teaser hazırladık. Onu sizinle paylaşayım dedim. Teaserın eksik bulduğum tek yönü en sona koyamadığımız Geiger sayacı sesi. Elinde bu sesten olan varsa bana ulaştırsın koyalım :). Buyrun:&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="400" height="300"&gt;&lt;embed src="http://vimeo.com/moogaloop.swf?clip_id=5144414&amp;amp;server=vimeo.com&amp;amp;show_title=1&amp;amp;show_byline=1&amp;amp;show_portrait=0&amp;amp;color=&amp;amp;fullscreen=1" type="application/x-shockwave-flash" allowfullscreen="true" allowscriptaccess="always" width="400" height="300"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://vimeo.com/5144414"&gt;Temas (Contact) - Teaser&lt;/a&gt; from &lt;a href="http://vimeo.com/user332999"&gt;Eylem Caner&lt;/a&gt; on &lt;a href="http://vimeo.com/"&gt;Vimeo&lt;/a&gt;.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-5032785914799422556?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/5032785914799422556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/temas-post-apokaliptik-ksa-film.html#comment-form' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5032785914799422556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5032785914799422556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/temas-post-apokaliptik-ksa-film.html' title='Temas, Post Apokaliptik Kısa Film'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SjQyxX2UkXI/AAAAAAAADR4/K4aE5TQlwTo/s72-c/afisr.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-2159534221556107477</id><published>2009-06-10T01:11:00.003+03:00</published><updated>2009-06-10T01:15:20.757+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>Dünden bugüne George Lucas</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Si7eu18Ec8I/AAAAAAAADQ4/8H7YcK0KW64/s1600-h/1346.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 316px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Si7eu18Ec8I/AAAAAAAADQ4/8H7YcK0KW64/s400/1346.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345454704069735362" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Sanırım şekil her şeyi açıklıyor. Nette rastladım, paylaşayım dedim.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-2159534221556107477?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/2159534221556107477/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/dunden-bugune-george-lucas.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2159534221556107477'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2159534221556107477'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/dunden-bugune-george-lucas.html' title='Dünden bugüne George Lucas'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Si7eu18Ec8I/AAAAAAAADQ4/8H7YcK0KW64/s72-c/1346.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-2415234229597215369</id><published>2009-06-08T12:52:00.007+03:00</published><updated>2009-08-25T15:19:10.258+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film Yorumları'/><title type='text'>Terminatör: Salvation ve Bryce Dallas Howard'ın inanılmaz maceraları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Si1zE6EYBnI/AAAAAAAADQo/PDhyWCPP8XA/s1600-h/bryce-dallas-howard-20070706-280363.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 254px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Si1zE6EYBnI/AAAAAAAADQo/PDhyWCPP8XA/s320/bryce-dallas-howard-20070706-280363.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5345054860902925938" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Bryce Dallas Howard'a diyeceklerim var. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Hatun kardeşim, 2 sahnede görünüp Christian Bale'e sarılabilmek için mi kabul ettin Terminator: Salvation'daki rolünü? Hayır yani The Village'deki ve o diğer filmdeki (evet, o kadar kötüydü) duru ve gay birini bile ayartacak güzelliğini de sıfıra indirmişsin bu filmde, bacakların görünmüyor hiç falan, göbeğin şiş, bir gözlerin var, onu da gerizekâlı McG harcadı, tüm filmi baştan sona yakın plan çekip sana bir yakın plan girmedi.. Hani fena oyuncu da değilsin, ondan bir şeyler görseydik bari dedim, o da yok, e kuzum sen sırf sahte bir göbekle durabilmek için niye kabul ettin ki bu rolü? Manyak..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Son dönemdeki tercihlerini hiç beğenemiyorum ne yazık ki.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Terminator: Salvation'ın yarattığı inanılmaz büyük hezimete hiç girmeyeceğim. Son yıllarda izlediğim en vasat filmlerden biriydi.. O kadar kötüydü ki sinemada sara krizi geçirmek için idealdi. Sara hastası olmanıza bile gerek olmadan üstelil. Filmde tek bir boy plan yok neredeyse (tabii ki abartıyorum), tamamı televizyon sistemi, hatta onda bile ender kullanılan extreme close-up, yani suratta sivilce saymaca. Ama büyük perdede izleyince televizyonun aksine direk başdönmesi yaratıyor bu insanda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel kadrajlar tabii ki var, içerisinde geçtiği evren buna çok uygun çünkü. Felaket sonrası evrenlerde tuvalete giden adam bile çeksen epik görünür (ki çektik hakkaten güzel görünüyor :)). McG öyle güzel harcamış ki projeyi ağlayacaktım salondan çıkarken. Filmde güzel 3 sahne var, bunlardan ikisi yıkık şehir manzarası, onlar çok güzeldi. Bir de gördüğünüz an anlayacağınız sahne. Onun dışında at çöpe. Benim gibi hem Terminatör seven, hem de post apokaliptik fetişi olan birine bile kötü göründüyse film, varın siz düşünün gerisini.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bale zaten daha Batman karakterinden çıkamamış, aynı ses tonu. Sahnesi de yok pek zaten, 1 sahnede bağırıyor onun dışında durmuş sadece. Marcus Wright'ı oynayan amcam ise Sean Bean, Karl Urban, Jason Statham vs. gibi bir filmden sonra aksiyon yıldızı parlayan aktörler sınıfına girebilecek karizmaya ve yeteneğe sahip göründü bu filmde. Bakalım..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir de bandanalı T-600 vardı ki o konuya hiç ama hiç girmek istemiyorum..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Film için yazılmış bu alternatif senaryo ise tek kelimeyle muhteşem:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;http://www.cracked.com/article_17454_terminator-salvation-if-they-left-out-bullshit.html&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-2415234229597215369?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/2415234229597215369/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/bryce-dallas-howarda-sesleniyorum.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2415234229597215369'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2415234229597215369'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/bryce-dallas-howarda-sesleniyorum.html' title='Terminatör: Salvation ve Bryce Dallas Howard&apos;ın inanılmaz maceraları'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/Si1zE6EYBnI/AAAAAAAADQo/PDhyWCPP8XA/s72-c/bryce-dallas-howard-20070706-280363.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-6781502528254951545</id><published>2009-06-01T00:11:00.010+03:00</published><updated>2009-09-24T15:40:57.235+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Türk Sineması'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema Sektörü'/><title type='text'>Türk Sineması Üzerine Düşünceler</title><content type='html'>Aşağıda yazan her şeye tamamen katılıyorum, ya da fikirlerim kesin olarak bunlardır gibi iddialarım yok. Bu sadece aklıma yeni gelen bir fikir ve biraz düşününce mantıklı da geliyor. Bakalım sizin fikirleriniz ne yönde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsteyen istediğini desin, dilediği kadar çırpınsın. Sinemanın geleceği tamamen seyirci sayısına bağlıdır. Hiçbir sanatsal tatmin, fikir dışavurumu vs. seyirci olmadan gerçekleşemez. Seyirci sayısından tek kasıt sinemada kesilen bilet değil tabii ki. DVD satışları, pazarlama ürünleri, televizyon satışları, festivallerden gelen para ödülleri.. Bunların tamamı seyirci sayısıyla birebir orantılıdır. Seyirci olmadan hiçbiri varolamaz. O nedenle şunu demek sanırım hiç yanlış olmaz; &lt;strong&gt;bir ülkenin sinema sektörünün büyüklüğü tamamen o ülkede sinemaya giden/ilgi duyan insan sayısına, yani seyirci sayısına bağlıdır&lt;/strong&gt; (Amerika bunun dışında, en azından büyük filmlerde). Ne kadar çok insanınız sinemaya giderse, o kadar büyük bir döner sermaye var demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öyle buzdağının su altındaki kısmında gizlenen bir şey değil tabii. Olay şu ki son yıllarda özellike Türkiye'de bir "&lt;b&gt;sanat filmi&lt;/b&gt;" kargaşasıdır aldı başını gidiyor. Bu filmlere yeterli ilginin gösterilmediğinde şikayet ediliyor. İşte aklıma gelen bu meşhur yeni fikirler de tam bu noktada devreye giriyor. Açalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Türk toplumunun eğitim seviyesi ortada. Kültür seviyesi de aynı şekilde ortada. Aslında bu bahsi geçen &lt;strong&gt;s&lt;/strong&gt;&lt;b&gt;anat filmleri&lt;/b&gt;, ele aldıkları bireylerin aksine, halkın çok elit bir kesimine hitap ediyorlar. &lt;strong&gt;Sanat filmleri, gerek metin açısından gerekse göstergebilim açısından aşırı yoğun filmlerdir. Belki de gereğinden fazla.&lt;/strong&gt; Yani bu filmleri çözmek, çaba gerektirir. O nedenle elit bir kesime hitap ederler. İşte işler burada sarpasarıyor. Anadolu halkını "elit" olmamakla suçlamayacağım. Bu sinemacıları, ele aldıkları insanları elit kesime sattıkları için suçlayabiliriz ama tabii. &lt;a href="http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/gercekten-fazlas-degil.html"&gt;Gerçekten Fazlası Değil&lt;/a&gt; adlı kısa filmde de dendiğin gibi, varoşu aşağılamadan varoştan çıkamazsınız. &lt;strong&gt;İşte bu noktada bu filmleri çeken insanları ve bu filmleri beğenen seyirci ve eleştirmenleri, halkın bu tarz filmlere ilgi göstermediği için suçlamasını anlamsız buluyorum.&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamlı suretle çok fazla film çekildiğini, ancak yeteri kadar&amp;nbsp;&lt;b&gt;nitelikli&lt;/b&gt; filmin çekilmediğini söyleyip duruyor herkes. Ben de oturdum düşünüdüm, acaba asıl sorun bu mu? &lt;strong&gt;Sinemaya gitmeye alışık olmayan, kendi sineması, sinema kültürü ve sinema sektörü olmayan bir ülkenin insanını sinemaya gitmemekle suçlamak mantıklı mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayılara bir bakalım.&lt;br /&gt;&lt;img alt="" border="0" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5342473148771891410" src="http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SiRHBe6ceNI/AAAAAAAADQY/u8MUfR2khLY/s400/istatisk.bmp" style="cursor: hand; cursor: pointer; display: block; height: 107px; margin: 0px auto 10px; text-align: center; width: 400px;" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;(2009 verileri Haziran ayına kadardır)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;2005 yılından beri Yabancı filmlerin izlenme sayıları genel olarak aynı civarda seyrediyor (2007'de PotC, Transformers, Hayri Pıtır, Örümcek Adam 3 gibi gişe filmleri sayıyı biraz uçurmuş tabii). Hatta son 4 yılın en fazla seyircisini toplayan 2008 yılında yabancı filmlerin izlenme sayısı en düşükte. &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;Demek ki belirli bir çekirdek kitle dışında sinema seyircimizde kayda değer ve devamlı bir seyir izleyecek bir artış söz konusu değil. Yani salonlara yeni&amp;nbsp;devamlı&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt; seyirci kazandırılmıyor. Vizyona giren Türk filmlerine göre seyirci sayısı belirleniyor.&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;2006'da Kurtlar Vadisi: Irak ve Hababm Sınıfı 2 gibi iki rezalet film 6 milyondan fazla seyirciyi kabul ederken 1 milyon barajını 6 film geçebiliyor. Bu da onu 2008'den sonra en çok gişe yapan yıl yapıyor. Bu altı filmin dördü yerli. 2007 yılında &amp;nbsp;bir milyon barajını 4 Türk filmi aşabiliyor. Beyaz Melek ve Kabadayı 3 milyondan fazla seyirci çekmiş olmasına rağmen, üstelik de yabancı filmler 4 yılın en yükseğindeyken, 2007de seyirci sayısı düşüyor. &lt;strong&gt;Üstelik de vizyona giren yerli filmlerin sayısı da artmış. Bunun sebebi gişe yapacak yeteri sayıda Türk Filminin çıkmamış olması tabii ki.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;2008 yılı önemli bir yıl. &lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;Yüzeysel bir bakışt&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;a seyirci sayısı 7 milyon artmış, Türk filmlerini 10 milyon daha fazla kişi izlemiş gibi bir grafik var&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;. Ancak senenin hit Türk filmlerine ve rakamlarına bakalım: Recep İvedik: 4.301.641, A.R.O.G: 3.457.966, Muro: 2.165.199, Issız Adam: 2.012.780 ve 1 milyonun üzerinde seyirci çeken 3 Türk filmi daha. Yukarıda adı geçen 4 film toplamda 11.937.586 seyirciyi salonlara çekmiş. Sadece bu 4 film, 2008 yılı Türk filmi seyircisi kadar seyirciyi salonlara çekmiş. Bu filmlerden kazanılan paralarla alınan yat ve villaların dışında pek çok film de çekildi ve vizyon yüzü gördü ya da görecek (sadece Recep'ten kazanılan parayla 3 film vizyona girdi bile).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;Recep İvedik ve Muro gibi filmler her ne kadar son derece niteliksiz ve içleri bomboş filmler olsalar da, &lt;strong&gt;bu filmlerden kazanılan paranın tekrar sektöre yatırılması ve daha fazla filmin üretilmesi esas yapılması gerekendir&lt;/strong&gt;. Böyle yapıldı demiyorum, yapılması gereken budur diyorum. Ancak bu yapılırken, insan filmlerin niteliğinin en azından Issız Adam'ın ilk yarısı kadar olmasını istiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="font-size: 100%;"&gt;İçleri dopdolu inanılmaz anlam ve mesajlarla dolu filmler yapılsın demiyorum. Bunlar da elbette olacak. Ancak seyircinin ayağını alıştırmak için hafif filmlerle başlamak gerekli. Örneğin benim izlemekten en çok keyif aldığım film türü Amerikan Romantik-Komedileridir. Hakikaten bayılırım. &lt;strong&gt;Topluma bu yolla önce sinema sevdirilmeli, toplum zaten izlediği film sayısını arttırdıkça, nitelikli film arzuları da artacak, bu da beraberinde bu tarz filmlerde bir artış getirecektir.&lt;/strong&gt; Tabii ki çerez filmlere olan talep hiçbir zaman azalmayacaktır. Ancak burada önemli olan, sinemaya devamlı gidecek çekirdek bir kitle oluşturmaktır. Bu kitle zamanla zaten kendini geliştirecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;strong&gt;Yani özetle belki de olması gereken tam tersidir, daha fazla niteliksiz film ile seyirci sayısını arttırarak döner sermayi büyütmek, daha fazla seyirci yaratmak, yani pazarı büyütmek ve bu yolla nitelikli seyirci yetiştirip nitelikli film sayısını arttırmak.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, siz ne diyorsunuz? Yorumlarınızı alalım. Çok mu iyimser?&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;Gişe verileri http://www.boxofficeturkiye.com sitesinden alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-6781502528254951545?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/6781502528254951545/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/turk-sinemas-uzerine-yeni-fikirler.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6781502528254951545'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6781502528254951545'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/06/turk-sinemas-uzerine-yeni-fikirler.html' title='Türk Sineması Üzerine Düşünceler'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/SiRHBe6ceNI/AAAAAAAADQY/u8MUfR2khLY/s72-c/istatisk.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-6544152171533047317</id><published>2009-05-23T21:57:00.003+03:00</published><updated>2009-08-25T15:18:26.549+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tepki'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Genel'/><title type='text'>1984</title><content type='html'>Evet, inatla bu klişe başlığı atmak zorunda olduğum için özür diliyorum. Uygun ama, ne yapalım, elden bir şey gelmiyor.&lt;p&gt;Az önce haberlerde, muhteşem bir olaymış gibi anlatılan bir haber bana bu başlığı kullanma baskısı yaptı.. Nedense düzgün haber sitelerinden hiçbirinde bu haber henüz yok (ben televizyonda gördüm), o nedenle kusura bakmayın, haber &lt;a href="http://www.haber7.com/haber/20090523/Beyoglunda-1-sanayide-15-bin-kisiyi-tarayan-kamera.php"&gt;şu.&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 375px;" src="http://farm1.static.flickr.com/69/173289174_93ff06e7cd.jpg?v=0" border="0" alt="" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Gözetlenme dünyada en çok tartışma yaratan konulardan biri. İngiltere (şaşırtıcı şekilde Amerika'nın da önünde) kameralarla izlenmede bir numara. Bu özel hayata müdahale olduğundan pek çok sivil toplum örügütü tarafından protesto edilen bir olay, ancak ne yazık ki önüne geçilemiyor ve yayılım hızına bakarsak, hiçbir zaman da geçilemeyecek, 1984'e doğru büyük bir hızla ilerleyeceğiz.&lt;/p&gt;Türkiye de MOBESE sistemi ile uzun zamandır zaten gözetlenmekte. Bunlar güvenlik için yer yer lazım olsa da, abartıldıkları zaman amaçları sorgulanmaya başlıyor. Hele de böyle saniyede 15 bin kişi taradığı iddia edilen bir sistemle gelince.. Türkiye gibi bu tarz şeylerin sömürüye inanılmaz açık olduğu bir yerde, aslında genel olarak tüm dünyada, bu kameralar amaçlarını sorgulattırıyor. Kullanılıp kullanılmayacağı bile belli olmayan bir sisteme (Taksim pilot bölge) 850 bin dolar yatırım yapmak, üstelik de sadece yere bakarak yüzünüzü gizleyebileceğiniz bir sistemden bahsediyoruz, bana pek de mantıklı gelmiyor.. Etik ve insan haklarına tecavüz konusuna ise hiç girmiyorum..&lt;p&gt;Karşıyım ve karşı olacağım. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-6544152171533047317?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/6544152171533047317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/1984.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6544152171533047317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/6544152171533047317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/1984.html' title='1984'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-279916981532687415</id><published>2009-05-22T10:18:00.005+03:00</published><updated>2009-08-25T15:17:29.246+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kamera Arkası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Tekniker</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;Çoğu insan, iyi bir filme baktığı zaman sadece yönetmeni ve belirli kilit isimleri önemser, ne iyi iş çıkarmışlar derler. Bu nedenledir ki, özellikle de Türkiye'de çoğu insan sadece bu kilit rollere gelmek ister. Sette en çok hakkı yenen insanların başında teknikerler ve set çalışanları gelir. Bu insanlar aslında o kadar önemlidirler ki bazı yönetmenler tüm kariyerleri boyunca mümkün olduğunca aynı ekiplerle çalışmayı yeğlerler. Çünkü diledikleri şeyi, mümkün olan en çabuk zamanda, en iyi kalitede alabileceklerini bilirler. Bir setteki en önemli şey, dileneni, en pratik, hızlı ve güvenilir şekilde üretebilmektir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Filmde görünmeyen ancak orada olan her şey bu insanların eseridir. Özel bir kamera hareketi yapılabiliyorsa, bir set "anlamsız" bir şekilde ışıklandırılabiliyorsa, bir kadraj bize "oha" dedirtebiliyorsa, bilin ki o sette çok başarılı set çalışanları vardır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıdaki video buna tam uygun bir örnek değil. Daha çok bir steadycam operatörü ve kamera asistanının başarısı. Ancak kullandıkları düzeneği (Segway üzerinde steadycam) yıllar önce bir set çalışanı bulmuştur mutlaka.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;2:40'dan sonraki 10 saniyeyi çok dikkatli izleyin, cidden inanılmaz (steadycam operatörünün adının Karsten Jacobsen olduğu kulislerde dolanan bir dedikodu)..&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;object width="425" height="344"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/8FoLR-So1no&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1"&gt;&lt;param name="allowFullScreen" value="true"&gt;&lt;param name="allowscriptaccess" value="always"&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/8FoLR-So1no&amp;amp;hl=en&amp;amp;fs=1" type="application/x-shockwave-flash" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" width="425" height="344"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Başarılı teknikerlikle ilgili tabii inanılmaz fazla sayda örnek var ancak benim şu an aklıma gelen ilk film (filmi de çok sevdiğimden) Children of Men (Son Umut) (Usta filminde de çok ilginç set çalışmaları olmuş diye okudum ancak filmi henüz izleyemedim). Filmde bazı sahneleri çekebilmek için geliştirilen teknolojileri ile ödül de alan bu filmin plan-sekansları öyle büyüleyici ki bir sahnedeki kesmeyi 3. izlememde farkedebildim, üstelik o kadar da bariz bir kesme ki..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Görüntü, sanat, kurgu vs. vs.. Bunların hepsi çok önemli ve kilit isimlerdir. Ancak dileneni en iyi şekilde yapacak tekniker ve set çalışanlarınız olmadıktan sonra, bir şeyler daima biraz eksik kalacaktır.  &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-279916981532687415?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/279916981532687415/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/tekniker.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/279916981532687415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/279916981532687415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/tekniker.html' title='Tekniker'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-408420799110516326</id><published>2009-05-18T21:34:00.007+03:00</published><updated>2009-08-25T15:16:17.532+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Yapım (ÖSS)'si: Önsöz</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;Film yapımı konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan insanlar, her şeyi paraya bağlama potansiyeline sahiptirler. Oysa yapamayacak olsanız dahi bazı şeylerin nasıl yapıldığını bilmek, azıcık da zekâ ve çabayla, çok çok çok daha düşük maliyetlere, hatta bazen bedavaya bu şeyleri filmimizde kullanabilmemizi sağlar. Elimizdeki film, neredeyse hiç para harcamadan, çok daha kaliteli bir filme dönüşür. Emek, boşa gitmemiş olur.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu alanda yapılabilecek çok şey olduğundan, yazıyı yapım öncesi, sırası ve sonrası olarak üçe ayırdım. Yani, Yapım parantezine alırsak, &lt;strong&gt;Yapım (Ö+S+S)&lt;/strong&gt;'si. Ama bu tabii ki bir film nasıl çekilir yazısı değil (öyle bir planım da vardı ancak bir baktım ondan anca kitap olur, vazgeçtim). Bu yazı, en az maliyet ile en iyi sonuçları alabilme üzerine bir yazı, daha doğrusu yazı dizisi. Her aşamayı farklı bir yazıda ele almayı planlıyorum.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu yazıda ön hazırlıklardan, storyboardların çizimine, göstergebilimin filmimize kattıklarından sette kullanılacak pratik yöntemlere ve yapım sonrasında bilgisayar başında uygulanabilecek çeşitli numaralara kadar bir sürü şeye, kısa kısa, mümkün olduğunca sıkmadan ve uzatmadan değinip, bildiklerimi size aktarmaya çalışacağım. Böylece umarım en azından bu işlere yeni yeni girmeye başlayanlar, neyi neden ve nasıl yaptıklarını ve bu yaptıklarını nasıl daha iyi hale getirebileceklerini öğrenecekler. &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Her zaman olduğu gibi, bu işlerin uzmanı olmadığımı, bildiğimi aktardığımı, arada hatalarım olabileceğini hatırlatmak isterim. Tecrübe ettiklerimi, öğrendiklerimi ve düşündüklerimi.. &lt;strong&gt;Bildiğim kadarının, anlatabildiğim kadarı..&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Yazılar yakında (bu yakın birkaç aya kadar çıkabilir :)) bu blogda.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-408420799110516326?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/408420799110516326/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yapm-osssi-onsoz.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/408420799110516326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/408420799110516326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yapm-osssi-onsoz.html' title='Yapım (ÖSS)&apos;si: Önsöz'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-5915210374028091743</id><published>2009-05-17T23:13:00.009+03:00</published><updated>2009-05-23T22:26:06.360+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><title type='text'>Yaşasın İnsanoğlu!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://kristinwalldesigns.files.wordpress.com/2007/07/alien-invasion.jpg"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 500px; height: 307px;" src="http://kristinwalldesigns.files.wordpress.com/2007/07/alien-invasion.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Hollywood bilimkurgularında bir klişe vardır ki en son Star Trek'de de aynı şeyi görünce artık yazamadan duramayacağımı farkettim. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzaylı ile insan dövüşür didişir bütün film, sonra boğaz boğaza gelirler, uzaylılar her daim ya fiziksel, ya zihinsel, ya da her iki açıdan da insanlıktan üstündür, dolayısıyla boğazı sıkılıp bir uçurumun kenarından sarkıtılan hep insanlık olmuştur. İşte tam bu anda, tüm umutlar tükendiğine, her zaman, ama her zaman, uzaylı, insan ırkı hakkında bir hakarette bulunur. Yok gerzekliğiniz beni güldürüyor, yok pisliksiniz, yok küstahsınız falan, ama her zaman da kazanan insan oluyor, bir yerden bir şey bulup, bir tarafına bir şey geçirip, bu geçirme sırasında da mutlaka filmde daha önce olmuş bir şeyle ilgili akıl dolu, esprili bir laf sokulur ve uzaylı, bir şekilde aşağıya atılır ve kendisi de sürüne sürüne güvenli bir yere çekilir, burada daha da klişeleşmek isterse yönetmen, oyuncu sırtı üstü uzanır, havaya bakar derin derin nefes alıp verir, biz de onu üstten görürüz. Eğer kurtarma için yetişecek birileri varsa onlar işte tam bu anda gelirler.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Uzaylıların veya yabancıların kötü olduğu hangi bilimkurguda görmedik ki bu sahneyi? İlk aklıma gelenler: Star Trek, Starwars, Alien, Matrix, tüm b-sınıfı uzaylı bilimkurguları, Starship Troopers (burada bilerek tabii).. Ulan hiç de film yokmuş ha aklımda, uydurmuş gibi oldum şimdi.. Sizin de varsa aklınızda paylaşın efendim yorumlarda.. Gördüğünüz gibi ben batırdım.. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Görsel: http://kristinwalldesigns.wordpress.com/2007/07/&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-5915210374028091743?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/5915210374028091743/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yasasn-insanoglu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5915210374028091743'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/5915210374028091743'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yasasn-insanoglu.html' title='Yaşasın İnsanoğlu!'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-9166415113792027669</id><published>2009-05-16T23:42:00.005+03:00</published><updated>2009-08-25T15:15:53.926+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görsel Efektler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyurular'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitimler'/><title type='text'>Previously on Plan!</title><content type='html'>&lt;p&gt;Klişe dizi girişi başlığımız ile eski çalışmalarımı sizlere sunma kararı aldım. Bunlar çeşitli ortamlar için hazırladığım eğitim yazı ve videoları. İleride de hazırlamayı düşündüklerim var. Onları buradan da eş zamanlı olarak paylaşırım artık. Buyrun:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Aşağıda yer alan hiçbir konuda uzman olmadığımı, sadece bildiğim kadarını paylaştığımı her zamanki gibi hatırlatmak isterim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bugüne değin hazırladığım ilk eğitim, &lt;a href="http://www.sayisalmedya.com/134-goruntunun-temellerine-sadelestirilmis-giris.html"&gt;Görüntünün Temellerine Sadeleştirilmiş Giriş&lt;/a&gt; yazısı oldu. Fotoğraf ve videoda görüntüye hâkim olabilmek için gerekli olan temel prensip ve mekaniklerin en sade halleriyle anlatıldığı, basit bir eğitim yazısıdır kendisi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu eğitim yazısından sonra, artık dersleri görüntü ile desteklemeye karar verdim! Ve hemen kayda geçtim tabii, sağda solda gördüğümüz Yeşil/Mavi perdeli görüntülerin ne işe yaradığını, hangi prensipler ile çalıştığını ve arkasındaki mantığın neye dayandığını After Effects ve Keylight kullanarak &lt;a href="http://www.sayisalmedya.com/146-after-effects-ile-chroma-key-egitimi-greenbox-bluebox-keylight.html"&gt;Chroma (renk) Key eğitimi&lt;/a&gt; videosunda anlatmaya çalıştım. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdilik hazırladığım son ders ise &lt;a href="http://www.sayisalmedya.com/162-after-effects-ile-tracking-izleme-yapmak.html"&gt;Tek Nokta Tracking&lt;/a&gt; (izleme/takip)'in prensip ve işlevlerini anlattığım eğitim oldu. Vakit bulduğum takdirde dörtlü ve daha sonra da kamera hareketini sayısallaştırma eğitimleri hazırlamayı düşünüyorum. Ancak biraz daha zaman lazım.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdilik bu kadar, ileriki eğitimleri buradan da paşlamak dileği ile efendim.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-9166415113792027669?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/9166415113792027669/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/previously-on-plan.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/9166415113792027669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/9166415113792027669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/previously-on-plan.html' title='Previously on Plan!'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-2064285487801554971</id><published>2009-05-14T20:00:00.004+03:00</published><updated>2009-08-25T15:15:31.990+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Film Yorumları'/><title type='text'>Cashback</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;Aşağıdaki yazı 26 Ağustos 2007 tarihinde yazılmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.britishcouncil.org/es/brussels-330x468-cashback.jpg"&gt;&lt;img src="http://www.britishcouncil.org/es/brussels-330x468-cashback.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İyi bir film çekmek kolay iş değildir (kötü film çekmek bile kolay değil aslında).&lt;br /&gt;İyi bir kısa film çekmek, hiç kolay bir iş değildir.&lt;br /&gt;İyi bir kısa filmden, iyi bir uzun çıkarmak ise...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cashback'in kısasını izlediğimde kendimden geçmiştim. Karelerinin duruluğu, görüntülerin (ve kızların) güzelliği, fikir, hikâye ve teknik başarı, büyüleyiciydi. Zaten Oskar adaylığı ve Avrupa'dan çeşitli festivallerden aldığı ödüller de bu  başarının birer simgesi sanırım. Bu güzelliği baştan yorumlamaya veya birebir tekrar çekmeye yanaşmayan yönetmenimiz de  kısa filmi,  filmin ilk yarısında bize hiç dokunmadan sunmuş. Zaten filmin en güzel bölümü de yine kısa filmden alınan kısım (bu kötü bir şey mi acaba?). Uzunu birebir aynı zevki yaşatamasa da inanılmaz bir film kesinlikle. Sean Ellis artık yeni işini merakla beklediğim yönetmenler listesine girmeyi başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Southland Tales da çıkmak bilmedi zaten.. Bakalım The Broken nasıl olacak.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;img src="http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/RtGaX3eiw2I/AAAAAAAAAXs/lg4WroHj610/s400/5.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5103029587607208802" /&gt;&lt;br /&gt;Ek: Yukarıda bahsi geçen iki film de çıktı ancak henüz ikisini de izlemedim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-2064285487801554971?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/2064285487801554971/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/cashback.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2064285487801554971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/2064285487801554971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/cashback.html' title='Cashback'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/RtGaX3eiw2I/AAAAAAAAAXs/lg4WroHj610/s72-c/5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-3847899612997844706</id><published>2009-05-13T22:21:00.009+03:00</published><updated>2009-05-23T22:26:21.917+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><title type='text'>Yönetmenin Kurgusu</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;Uzun yıllardır varolmasına rağmen, DVDlerin tüm dünyayı ele geçirmesiyle beraber daha da çok duyar olduk: &lt;em&gt;Yönetmenin Kurgusu&lt;/em&gt;! Ne olduğu bilinse de, neden olduğu çoğu insan tarafından tam olarak bilinmeyen bir olay bu. Ben de azıcık değineyim dedim. Ülkemizde böyle bir olayla karşılaşılmıyor genelde. Aşağıda sebeplerini de okuyunca neden olduğu anlaşılacaktır. Türkiye'de biraz otokontrol veya yapımcı baskısı ile gelişiyor. Bu nedenle aşağıdaki yazının genel kapsamı Hollywood sineması ile ilgilidir.&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;Yönetmenlerin kurguya giremediği ve günler 50lerde kaldı. Bu olayın en bilinen örneklerinden biri Welles'in Touch of Evil'ıdır ki kendisi filmin kaba kurgusunu yapmış olmasına rağmen stüdyo vizyona sokmadan kendisine sormadan tekrar kurgulamıştır. Film kendisine izletildiğinde 58 sayfalık bir düzeltme metni yazar ve bu düzeltmeler uygulanmasını "rica" eder (talep etme yetkisi yoktur) ancak bir değişiklik yapılmaz. Yıllar sonra o 58 sayfalık düzeltmelerin yapıldığı sürümü de çıkar.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;Günümüzde ise olay tamamen finansmanı sağlayan stüdyo ve MPAA baskısıyla alakalı. Yani filmin Final Cut Privilege (son kurgu, filmin bitmiş hali) hakkı kimdeyse onun dediği olur. Eğer kontratında Final Cut (son kurgu) yönetmene aittir ibaresi yoksa, stüdyo beğenmediği filmi dağıtmama hakkına dahi sahiptir ve dağıtılabilmesi için stüdyo dilediği değişikliği yapabilir film üzerinde. Parayı onlar vermiştir ve filmin tüm yasal hakları onlarındır. Burada iş yönetmenin iradesine bakar. Terry Gilliam kadar deliyseniz, stüdyonun direttiği şeyleri yapmaz, sonra filminizi resmen "çalarak", kaçak olarak festivalde gösterime sokabilir, inanılmaz iyi eleştiriler ve hatta ödüller alıp stüdyoyu filmi değişiklik yapmaksızın yayına sokmaya ikna edebilirsiniz. Tabii elinizdeki filmin Brazil kadar iyi bir film olması gerekir.&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 285px; height: 400px;" src="http://www.quirkcollective.com/images/389851587_44cc570a48.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;Alien 3'te David Fincher'ın başındaki stüdyo baskısı daha set ortamındayken inanılmaz boyutlardadır, o da seti terkeder ve filmin çekimlerini dahi tamamlamaz. Hâlen daha da Alien 3'ün kendisine ait olduğunu kabul etmez. Benim haberdar olduğum en güncel örnek ise Babylon A.D.. Yönetmenin kurguya dahi giremediğine dair söylentiler mevcut.. Özellikle 2. yarıda çok belli oluyor bu. İnanılmaz potansiyele sahip bir film madara olup gidiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;Sansür olayı ise başka bir yüz. Örneğin Amerika'da MPAA şiddete gayet müsmaha gösterirken, cinsel içeriği çok ciddi biçimde sansürler. Bunlar da daha düşük yaş sınır elde etmek için filmlerde kısıtlamaya (sansüre) götürür. Sınırlama istemeyen yönetmenler NC-17 ( en yüksek yaş sınır, 17 yaşından küçükler hiçbir şekilde izleyemez) filmler çekmek isterler genelde ancak stüdyolar seyirci sayısını düşüreceğinden çeşitli sahnelerin atılarak yaş sınırının aşağıya çekilmesini isterler. Dediğim gibi şiddete müsamaha daha fazla (bu konu ile alakalı &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0493459/"&gt;This Film is Not Yet Rated&lt;/a&gt; belgesilini tavsiye ederim). Bu da alışageldiğimiz Unrated ibaresini doğurur tabii. Bunu da sık sık görürüz film DVDlerinde, özellikle gençlik filmlerinde ve şiddet filmlerinde (birinde daha çok meme, diğerinde daha çok kan demektir bu).&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;Bir diğer sebep ise film süresi sorunudur. Sinemalarda 30 dakikalık ek süre, birkaç seansın iptaline tekabül edebilir. Bu da filminiz binlerce salonda günde birkaç kez daha az gösterilecek demektir. Bu nedenle de kısıtlamalara gidilir zaman zaman. Daha sonra DVDde, dilendiği kadar süre eklenir. Bu Director's Cut da olabilir, Extended Cut da (genişletilmiş). Genişletilmiş sürümlerin genelde pek iyi sonuçlanmadığı bilinmektedir. LOTR 1 ve 2'nin genişletilmişleri muhteşem olmasına karşın, 3. filminki tamamen saçmalıktır örneğin.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;br /&gt;Bağımsız sinemanın gücü, çekiciliği ve yaratıcılığı da buradan gelir zaten. Başınızda bir stüdyo yoktur, sadece finansörleriniz vardır ve bunların film üstünde söz hakları pek fazla değildir. Yönetmen dilediğini yapabilir. Buradaki tek sorun, stüdyo filmlerindeki kadar büyük bütçeler çıkarmanın zorluğudur. Yapanlar var, ancak bunlar çok büyük isimler, o zaman da zaten Final Cut alabiliyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani yönetmenin kurgusu olayı öyle haybeye çıkmış bir olay değil. Günümüzde onun dahi zaman zaman sömürüldüğü doğru. Ama az biraz araştırma ile onun da içinden çıkmak mümkün.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-3847899612997844706?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/3847899612997844706/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yonetmenin-kurgusu.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3847899612997844706'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3847899612997844706'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/yonetmenin-kurgusu.html' title='Yönetmenin Kurgusu'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8737875763792747501</id><published>2009-05-06T23:15:00.003+03:00</published><updated>2009-05-14T23:20:49.763+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Görsel Efektler'/><title type='text'>AE'den neden nefret ediyorum?</title><content type='html'>&lt;p&gt;Elime geçen her fırsatta After Effects'ten nefret ettiğimi, çok beceriksiz ve hantal bir program olduğunu ve sistem kaynakları sömürmekte üstün bir yeteneğe sahip olduğunu söylerim..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Son bir haftadır başıma gelenlerden sonra, bu sebeplerin arasına "10 dakikada bir hiçbir işlem yapmazken çökmek" maddesini de ekliyorum. Projeniz yeniyse ve henüz hiç kaydetmediyseniz, auto-save'in de çalışmadığını hatırlatmakta fayda var..&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8737875763792747501?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8737875763792747501/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/neden-aeden-nefret-ediyorum.html#comment-form' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8737875763792747501'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8737875763792747501'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/neden-aeden-nefret-ediyorum.html' title='AE&apos;den neden nefret ediyorum?'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8708182845408582378</id><published>2009-05-04T00:41:00.001+03:00</published><updated>2009-08-25T15:14:59.132+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Denemeler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sinema'/><title type='text'>Körler İçin Sinema</title><content type='html'>Körler için film çektiğini düşünmek ne kadar mantıklı olur? Düşünmeli. Ses ve müziğin anlamı tamamen sıfırlanırken, görüntü anlamlı tek teknik alan olur. Görüntü ile anlatılamayan şey, anlamsızlaşır. O zaman, görüntü filmin her şeyi midir? Görüntü psikolojisi ne denli önemlidir ve normal seyirici algısını ne kadar etkiler?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8708182845408582378?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8708182845408582378/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/korler-icin-sinema.html#comment-form' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8708182845408582378'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8708182845408582378'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/korler-icin-sinema.html' title='Körler İçin Sinema'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-3097560037605343672</id><published>2009-05-04T00:37:00.004+03:00</published><updated>2009-09-10T17:27:06.821+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Kısa Film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Okumalar'/><title type='text'>Gerçekten Fazlası Değil</title><content type='html'>&lt;p align="left"&gt;Bu yazı Gerçekten Fazlası Değil adlı kısa film üzerine bazı düşüncelerdir. Filmi aşağıdaki linkten izleyebilirsiniz.&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;http://www.vimeo.com/3959597&lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu yazıyı yazmadan önce filmi sadece 3 kez izledim. O nedenle kaçırmış olabileceğim yerler olacaktır. Affınıza sığındık.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Bunun bir eleştiri yazısı değil, bir okuma veya okuma terimini sevmeyenler için bu film üzerine düşünceler olduğunu belirterek, ufak ufak yazıya başlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlamadan şunu eklemem lazım. Yazının bazı kısımlarında teknik konulara ve görüntü psikolojisine gireceğim. Bunların pek çoğunun yönetmen (Bilal) tarafından ya bilerek, ya da bilinçaltının kontrolünde bir farkındalıkla yapıldığını, çok az bir kısmının ise rastlantı olduğunu düşünüyorum. Fazla zorlama gelebilecek kısımları bu şekilde açıklayabilirim sanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Gerçekten Fazlası Değil.. Mi?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Bilal’i tanımayanlarınız için, zamanında gerçekten okulu bırakıp kendini bu işlere adamış bir insan olduğunu belirterek yazıya girmekte fayda var. Olayın bu kısmı gerçek olmasına rağmen, izlediğimiz bir belgesel değil, çok iyi ve sinsice kurgulanmış kurmaca bir sahte belgesel. Film boyunca Bilal’in gözünden, “arkadaşlarının” onun yaptığı eylemlerle ilgili yorumlarını ve fikirlerini dinliyoruz, ikisini dinleyemiyoruz aslında ama ona sonra değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Filmin içerisinde pek çok sahnede, toplumsal duyarsızlık ve vurdumduymazlıklarla ilgili, bayağı kör gözüme parmak eleştiriler var. Bunlar gibi kolaylıkla farkedilebilecek konulara fazla değinmeyi düşünmüyorum, zira bir okumaya girmeden bile yapılan bu eleştiriler rahatlıkla sezilebiliyor. Anne ve babanın planları ve bu planlardaki ses kullanımı bunu çok açık ortaya koyuyor. Dediğim gibi, bu konuyu uzatmaya gerek yok. Diğer konulara geçelim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Gerçek mi?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Filmde gerçekliğini sorgulayabileceğimiz iki şey var: Yorum yapan arkadaşların dürüstlüğü ve Bilal’in dürüstlüğü. Tüm arkadaşların tüm konuşmalarında, açık saçık ortaya konmasa da, bir kıskançlık sezmek mümkün. Özellikle filmde sıkça gördüğümüz epik konuşmalar yapan arkadaşın “ben seni hep daha farklı hayal etmiştim Bilal” cümlesi insanı düşündürtüyor. İnsanın kendini bulmasından daha doğal ne olabilir ki? Burada akla yatkın bir teori (ilk teorimiz) ortaya atmak istiyorum. Bu arkadaş (bundan böyle Ahmet diyeceğim kendisine) 4. duvardır. İlk izlemede bu seçilemese de, bu karakter, aslında Bilal’e değil, bize konuşmaktadır. Tekil temiz planlar genelde göz hizasından çekilir. Ancak Ahmet’in yalnız başına konuştuğu tüm kadrajlarda alt açı kullanılıyor (kamera yukarıya bakmasa da bu izlenim oluşuyor). Deus Ex Machina yani. Tanrının, yönetmenin, müdahalesi. Ahmet Bilal’e değil, Bilal bize konuşuyor. Ahmet’in devamlı suretle “Bilal, Bilal” demesi, gereksiz yere ismi vurgulaması.. “Maaşlı, Memur zihniyetli insanlar mı olacaksınız”, “Ülkenizi kötülemeden sanatta başarılı olamazsınız”, “Varoşu kötülemeden kabul edilemezsiniz”. Bunların hepsi, direkt olarak bize, yani seyirciye söylenen sözlerdir. Ahmet’in kendi olduğu tek plan, başka biriyle beraber göründüğü Ferrari sahnesidir (bu sahnedeki diğer kişinin hiç konuşmaması ile yine düşündürücüdür. Filmde konuşmayan tek karakter odur).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. duvar meselesine geri dönelim. 4. Duvar zaten daha filmin ilk karesinde, konuşan kişinin kameraya bakması ile yıkılıyor. O sahnede Bilal “oluyoruz”. Ya da yönetmen, bize “oluyormuşuz” gibi hissetmemiz için baskı yapıyor. Oysa film ilerledikçe, daha farklı gerçekler çıkıyor ortaya. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Gerçek mi, Fazlası mı, Mastürbasyon mu?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Bilal’in tüm filmdeki amacı mastürbasyon yapmak, seyirciyi ezmek ve aşağılamak mı? Belki “tüm seyiriciyi aşağılıyor” kadar sert bir cümle kuramayız, ama birilerine sataştığı çok ortada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilal mastürbasyon mu yapıyor? Geldik ikinci teoriye. Bu teoriyi destekleyecek birkaç plan var filmde. En çarpıcı örneği, konuşamayan ilk kişiyle başlıyor. Filmde, konuşmadan önce düşünen (düşündüğünü gördüğümüz) iki kişi var. Bu iki kişinin de konuşmaları daha başlamadan yönetmen tarafından kesiliyor. Niye? Adamlar düşünüyor, yoksa söyleyecekleri çok mu katı? Yoksa gerçek mi? Bilal, gerçeklerden mi kaçıyor? Tarafsızlığını bozup, gerçeklerle yüzleşmek istemiyor. Sadece kendini üstün gördüğü insanların basit eleştirilerini bize sunuyor ve onu yerden yere vuracak, ona gerçekleri söyleyecek kişilerin yorumlarını bizden gizliyor. Peki bu planlar neden tamamen atılmıyor? Bu planlar tamamen atılırsa, Bilal mastürbasyon değil, belgesel yapmış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tezi destekleyecek bir diğer plan ise kahvehane sahnesi. Bol echolu seslerle süsleniyor bu sahne, tüm film boyunca duyduğumuz yorumlarla beraber. Bu aslında filmin doruk sahnelerinden biri. Tüm film boyunca yorumlarını aldığı arkadaşlarını (ve bizi) yerin dibine soktuğu sahne. Bu sahnenin altında tek cümle gizli “bu adam gibi mi olayım?”, “sizin gibi mi olayım?” (2 cümle sayılmaz bu). Jenerikle beraber görünen Taxi Driver görüntüleri de son çivileri çakıyor, sarf edilen sözlerle beraber, duygu perçinleniyor. Seyirci, eziliyor, suçlanıyor. Aksini düşünebilmek ne mümkün? Tokatlar üstüste geliyor. Jenerik öncesindeki merdiven planı da bu olayı destekliyor. Biraz ileride ona ayrı olarak değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Siz çok mu zekisiniz?&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Pilavcı arkadaşı kendi pilav yerine gördüğümüzde, her şey artık karşı koyulamayacak derecede anlam kazanıyor. Öncelikle pilavcının açılmış olması, zamanın akışını bize gösteriyor. Pilavcı iş bulmuştur, ama Bilal hâlen aynı yerdedir. Kamera hâlen daha hareketsizdir, Bilal’in zihni açıktır. Çarpık kadraj ise, hiçbir şeyin değişmediğinin işaretidir. Pilavcı açmış olması, bu karakterin bir hiç olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Çarpık kadrajlar ters durumları belirtmek için kullanılır. Plan o kadar istenerek çarpıtılmış ki, yine aksini düşünmek mümkün değil. Para kazanıyor olabilirsin, ama Bilal, hâlen daha senden üstün. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="left"&gt;Bu adamın Tanrı’ya inanmaya ihtiyacı yok zaten&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="left"&gt;Her filmde olması gerektiği gibi, film karakterlerini tanıtarak başlıyor. Bu filmin tek başrolü var, o da Bilal. “Ben ailem yüzünden okulu bırakamadım Bilal”. Bir kesme sonra oğlunu merak eden bir baba. “Benim ailem yok mu?” diye soruyor Bilal. Bize soruyor, siz korkaksanız ben ne yapayım diyor. Tüm film boyunca, belgesel estetiğinin tersine, kamera hiç hareket etmiyor, sallanmıyor. Zihnim açık diyor Bilal, kafam, bu diğer insanlar gibi karışık değil.Muhteşem final sahnesi ile bu duygu tokat gibi çarpılıyor yüzümüze. Merdivenin en üstüne yerleştirilen kamera ve çarpık kadraj, Bilal’in boşaldığı an oluyor. Bu sahne için tam tersi, merdivenin yukarılarına bakan bir kadrajla da çekilebilir, daha yolumu bulamadım, ama hedefe doğru tırmanıyorum mesajı verilebilirdi. Ancak tüm film boyunca rahat olan Bilal, son kadrajla olayı noktalıyor. Tüm dünyaya yukarıdan bakan bir kadraj ve ufka doğru ondan uzaklaşan arkadaşları, Bilal hepimizi def ediyor. Hepimizden nefret ediyor, pisliğimizden ve düşüncesizliğimizden. O yukarıda, biz ise aşağıdayız. Belki sağa doğru son bir panla, bu sahne iyice belleklere kazınabilirdi. Ama bu haliyle bile muhteşem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, sanırım şimdilik bu kadar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu film için neden bu kadar kastın derseniz de.. Çok da bilmiyorum aslında (Bilal’in günde 10 defa hadi yorum yaz düüd demesini saymazsak). Film beni çok özel bir yerden vurdu ve resmen âşık oldum. Genelde bir kısa filmi 2. kez dönüp izlemem. Ama bu filmi devamlı izleme isteği duyuyorum. Bilal’in Mastürbasyonu teorisi (karakter Bilal) sadece bir okumadır. Kafamda bu film için çok farklı okumalar da var ama en çarpıcısı ve özgün olanı bu diye bunu anlatmayı tercih ettim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-3097560037605343672?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/3097560037605343672/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/gercekten-fazlas-degil.html#comment-form' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3097560037605343672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/3097560037605343672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/gercekten-fazlas-degil.html' title='Gerçekten Fazlası Değil'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8885913629574471874</id><published>2009-05-04T00:33:00.003+03:00</published><updated>2009-08-25T15:14:13.811+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Duyurular'/><title type='text'>Eylem Planı</title><content type='html'>&lt;p&gt;Selamlar,&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eylem Planı nedir? Eylem Planı, benim, Eylem Caner'in (evet inanılmaz yaratıcı, Ali Ünal'a isim keşfi için teşekkürümüzü iletelim), yeni blogudur. Çoğunlukla sinema ve görsel sanatlarla ilgili doyumsuz ve kendini bilmez fikirlerimi paylaşmayı planlasam da aklıma geldikçe her türlü konuya da değinmeyi düşünüyorum. Tüm eski bloglarım gibi senede bir yenilenen bir blog olma ihtimali mevcutsa da, yakın dönem planlarım arasında bu yoktur, ama her şeyi zaman gösterecek.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bildiğim kadarının, anlatabildiğim kadarı..&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Eylem Planı başlıyor, hepimize kolay gelsin.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8885913629574471874?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8885913629574471874/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/eylem-plan.html#comment-form' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8885913629574471874'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8885913629574471874'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/eylem-plan.html' title='Eylem Planı'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6902511759275004541.post-8867097120312426692</id><published>2009-05-01T14:34:00.010+03:00</published><updated>2009-12-25T02:06:03.497+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hayat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Hatıralar'/><title type='text'>Ben Kimim?</title><content type='html'>İletişim için E-posta: e.caner@eylemplani.com&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıbrıs'ta doğmuş bir Akdeniz insanıyım özünde. Çocukluk yıllarından Türkçe Pop'a kendini adamış, Yonca Evcimik ile dans etmiş bir kişi..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul yıllarına yeni başladığım sıralarda adada uzun bir zamandan sonra yeniden sinema salonu açıldı. Sylvester Stallone'nin trenli bir filmi gelmişti hatırlıyorum, her hafta sinemaya geleceğim bundan sonra demiştim de gitmemiştim. Maske filmini vhs'ye kaydedip 1 milyon kez izlemişimdir. Üniversiteye gelene kadar sinema ile olan alakam bu kadar idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O aralar kafa müzikte.. Gitara vermiştim kendimi. İstanbul'a da müzik kariyerimdeki ilk adımları atmak için geliyordum. Sonra ne olduysa oldu, aslında bir sürü şey oldu ve müzik icradan dinleyiciliğe geçerken, sinema izleyicilikten icraya geçti. Arada bir şeyler çok fena ters gitti demek ki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlen daha söylerim, çok iyi bir film çekmek mi, çok iyi bir müzik grubunun parçası olmak mı deseler, hemen müzik grubu derim. Ama zor be birader. Bir şekilde rüzgâr sinemaya doğru esti ve o yola başkoyduk, her an kaldırabilecek olsak da o başı.. Arada müzik grupları kurduk çaldık, festival organizasyonlarında yer aldık, Aikido'da kahverengi kuşağın eşiğinden döndük falan.. Oldu bir sürü şey..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversite demişken, İTÜ Jeoloji Mühendisliği 7. sınıf öğrenciliğini başarı ile sürdürmekteyim. Tıp okur gibi oldu ama yok, hâlen daha lisans diplomamı almaya çalışıyorum. Az kaldı.. Bitiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii o 7 yılda çok şeyler oldu. Onları da tekrar yazmaya üşeniyorum. CV'min bir kısmını da sunayım buradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha yazılabilecek çok şey var tabii ama, o da başka bir zaman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;KISA FILM ÇALIŞMALARI&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;2009&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Ev Sahibim &lt;/strong&gt;(Yön: Özgür Bakar)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Görüntü Yönetimi, Kurgu, Ses Eşleme&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;Neredeyim Hiç&lt;/strong&gt; (Yön: Ali Ünal)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Temas&lt;/strong&gt; (Yön: Bünyamin Bayansal)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu, Görsel Efektler&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Azap Sabahlar&lt;/strong&gt; (Yön: Serhat Eser Erdem)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Boom&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2008&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Siyah Beyaz Gri&lt;/strong&gt; (Yön: Alpgriya M. Uğurlu): 2. El Kısa Film Festivali: Jüri Özel Ödülü, 9. Kısaca Öğrenci Filmleri Festivali Jüri Özel Ödülü&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu, Set Tasarımı, Jib Operatörü&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Enjeksiyon &lt;/strong&gt;(Yön: Erkan Uzdur)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu Danışmanı, Ses Tasarımı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2007&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Savaşta Barış&lt;/strong&gt; (Yön: Talat Gökdemir – Ömer Yetkinel): UNDP-ACT destekli 'Shooting Reality! Young Filmmakers Competition' Finalisti&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Görüntü Yönetmeni, Kamera Operatörü, Kurgu Danışmanı, Görsel Efektler (Rotoskopi ve Keyleme)&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hâkimiyet&lt;/strong&gt; (Yön: Alican Serbest): Action/Cut 2007 Kısa Film Yarışması Çeyrek Finalisti&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Makyaj ve Prop. Departmanı, Set Kurulumu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İki Ekmek Bir Yoga&lt;/strong&gt; (Yön: Özgür Bakar)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu Danışmanı&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;La Docella'nın Sıradan Bir Günü&lt;/strong&gt; (Yön: Alpgriya M. Uğurlu)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Oyuncu Aranıyor&lt;/strong&gt; (Yön: Hemi Behmoaras)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Kurgu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;H7: Film Noir&lt;/strong&gt; (Yön: Özgür Bakar - Eyüp Altınışık)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Senaryo&lt;/em&gt;&lt;em&gt; (1.st Draft) (uncredited), Kurgu, Grafik Tasarım, Renk Düzenleme&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2006&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;GOF&lt;/strong&gt; (Yön: Talat Gökdemir)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Senaryo, Ses ve Müzik Tasarımı, Oyuncu&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;ÖZEL TEŞEKKÜRLER:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Acres of Time&lt;/strong&gt; (Yön: Talat Gökdemir) (2009)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;The Touch&lt;/strong&gt; (Yön: Talat Gökdemir) (2009)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Gerçekten Fazlası Değil&lt;/strong&gt; (Yön: Bilal Bay) (2009)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Boşev &lt;/strong&gt;(Yön: Alpgriya M. Uğurlu) (2009)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;S.Ü.S&lt;/strong&gt; (Yön Fırat Konuşlu) (2008)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ölüler&lt;/strong&gt; (Yön: Ahmet Turgul) (2008)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İki Ekmek Bir Yoga&lt;/strong&gt; (Yön Özgür Bakar) (2007)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Şeytan Doldurur&lt;/strong&gt; (Yön: Özgür Bakar – Alpgiray M. Uğurlu) (2006)&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rapunzel &lt;/strong&gt;(Yön: Alpgiray M. Uğurlu) (2006)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;EGITIM&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2003 – ... İstanbul Teknik Üniversitesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Lisans/Maden Fakültesi, Jeoloji Mühendisliği Son Sınıf (Tez aşaması)&lt;br /&gt; Not Ortalaması: 2.36/4.00&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;EGITIM ÇALIŞMALARI VE YAZILARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;05.2009 &lt;strong&gt;eylemplani.com:&lt;/strong&gt; (Zaten buradasınız) Görsel sanatlar ve diğer şeylerle ilgili bilgi, tecrübe ve fikirlerimi paylaştığım kişisel blogum. Bildiğim kadarının anlatabildiğim kadarı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04.2009 - &lt;strong&gt;... Yapım Ö.S.S’si (Yapım Öncesi-Sırası-Sonrası):&lt;/strong&gt; Küçük bir rehber kitap şeklinde hazırladığım, kamera arkası ile yeni ilgilenmeye başlamış insanlara yardımcı olacak, az/hiç para harcamadan daha profesyonel işler ortaya koymalarını sağlayacak yöntem ve ipuçlarını paylaştığım, iş akışlarını ve temel bilgileri aktardığım bir çalışma. Yazım aşamasında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.2009 &lt;strong&gt;After Effects ile Tracking: &lt;/strong&gt;Tracking (izleme) Eğitim videolarının ilk parçası. İlk video olduğundan trackingin temelleri ve tek noktalı izleme özelliklerini kapsıyor. İleriki videoları 4 nokta izleme, kaemra izleme, set fitting ve obje izleme gibi konuları kapsayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12.2008&lt;strong&gt; After Effects ile Chroma Key Eğitimi&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;:&lt;/strong&gt; Chroma/color keylemenin temellerini anlatan bir eğitim videosu. Alfa kanalları, garbage matteler, saç keyleme gibi konuları kapsamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.2008 &lt;strong&gt;Görütünün Temellerine Sadeleştirilmiş Giriş:&lt;/strong&gt; Kamera ve fotoğraf makinelerinin çalışma prensiplerini ve mekaniklerini kapsayan, enstantane, diyafram, pozlama gibi temel birimleri tanıtan bir eğitim yazısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.2008 &lt;strong&gt;Alan Derinliğine Sadeleştirilmiş Giriş: &lt;/strong&gt;Alan Derinliğini açıklayan ve nasıl kontrol edileceğini açıklayan bir eğitim yazısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;YETENEKLER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diller&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Türkçe:&lt;/strong&gt; Akıcı, ana dil&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İgilizce&lt;/strong&gt;: Akıcı okuma, yazma ve konuşma&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilgisayar Programları&lt;/strong&gt;:&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hâkim olunan proramlar&lt;/strong&gt;: Adobe Premiere, Adobe After Effects, Sony Vegas, Canopus Edius Pro, CeltX.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bilgi sahibi olunan programlar&lt;/strong&gt;: Apple Shake, Eyeon Fusion, Autodesk Maya, PFTrack, Matchmover Pro, Boujou Bullet, Adobe Photoshop.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Muzik&lt;/strong&gt;: 1999'dan beri gitar, 2005'ten beri bateri çalıyorum.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Spor&lt;/strong&gt;: 1995'ten beri Satranç, 1996'dan beri Basketbol, 99-02 arası Halk Dansları, 2006'dan beri kaya tırmanşı. Bowling ve Masa tenisi sevdalısı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;KULÜP VE ORGANİZASYONLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;01.2009 - &lt;strong&gt;... Film Fabrikas&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;ı&lt;/strong&gt; – Amatör ve profesyonel görsel sanatçıların birbirlerine projelerini, fikirlerini, yorumlarını ve haberlerni paylaşabilmeleri ve yardımlaşma içerisinde bulunabilmeleri için kurulmuş bir internet sitesidir. Prodüksiyon firmasına dönüşmeyi amaçlayan bir oluşumdur. (&lt;a href="http://www.filmfabrikasi.com"&gt;www.filmfabrikasi.com&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Ortak Kurucu, Üye&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;02.2004 – 05.2009 ITÜ Sinema and TV Öğrenci Kulübü (www.sinema.itu.edu.tr)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;2004-2007 Üye, 2007-2009 Denetçi&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2004 – 2007 ITÜ Radyosu (&lt;a href="http://www.radyo.itu.edu.tr"&gt;www.radyo.itu.edu.tr&lt;/a&gt;)&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Program sunucusu, Yapımcı, Eğitmen, Başkan Yardımcısı (06-07)&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6902511759275004541-8867097120312426692?l=eylemplani.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://eylemplani.blogspot.com/feeds/8867097120312426692/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/ben-kimim.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8867097120312426692'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6902511759275004541/posts/default/8867097120312426692'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://eylemplani.blogspot.com/2009/05/ben-kimim.html' title='Ben Kimim?'/><author><name>The Dude</name><uri>http://www.blogger.com/profile/05174525506253983501</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='31' height='19' src='http://1.bp.blogspot.com/_QKgQyz42HAY/S68jZ-6APHI/AAAAAAAAEIo/6I0_eaWdnsE/S220/_MG_0011.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
